“Ekoloji, salt bir çevre hareketi değil, bir toplum ve bilim felsefesi, anti-hiyerarşik ve anti-otoriter bir toplum projesi, bir eylem ve yaşam tarzıdır.”
Küçük burjuvazi rahat koşullarda, masa başı tartışmalarda on tane devrim yapar; sıra pratiğe gelince esamesi okunmaz. Risksiz koşullarda mangal kül bırakmaz, zor koşullarda en büyük kaçkın ve teslimiyetçidir. Aynı zamanda beleşçidir. Emeği ile geçinmeyi, alın teri ile kazanmayı istemez. Bu anlamıyla gözünü ranta ve bedavacılığa diker. "Gemisini kurtaran kaptandır." "Köşeyi dönen adamdır." deyimi bu kişiliğin zihniyetini açıklar. Emeğine yabancılaşma ve üretimden kopma, onun giderek lümpenleşmesine ve toplumun en karanlık, en pis işlerini yapmaya sürükler. Halkın ve toplumun ahlak anlayışı ve değer yargılarıyla ters düşer. Çürümüş ve yozlaşmış yaşam tarzını çağdaşlık, modernite, gelişmişlik olarak yutturmaya çalışır. Nerdeyse ulvi ve manevi değerlerin tümünden arınmış, kupkuru bir iskelet ve et yığını gibi kalmıştır. Bu kişilerin aidiyet duygusu zayıftır. " Nerede sabah, orada akşam." "Karnımın doyduğu yer vatanımdır." "Her koyun kendi bacağından asılır." Sözleri onun genel toplumsal sorunlar karşısındaki ilkesizliğini gösterir. Aynı anda bir çok yere ait olduğunu sanır, bazen sınıfsaldır, bazen ulusal; bazen sistemidir; bazen de her şeydir; tıpkı hiçbir şey olmadığı gibi..
Her şey kanma ve kandırma denklemi üzerine kurulu sahte içtenlik ve sevgi gösterisinden ibaret. Yüce sevgi, soylu aşk denilen şey; ihtirası, tutkuyu, şehveti örtbas eden perdeden başka bir şey değildir. Birinin etini ele geçirme, birbirinin ruhunu esir alma oyununa "aşk" deniliyor. Erkek kadının gözlerine bakıp "Seni Seviyorum" dediğinde, kafasında kadının kalçaları, oylukları dönüp dolaşıyor. Aynı şey kadınlar içinde geçerlidir. Sevilen kişiyi ele geçirip arzulanan uzuvlarına sahiplenmektir. Kadın, başını bir erkeğin göğsüne dayayıp naif bir sesle "ya sen, ya asla" dediğinde yedeğinde iki üç âşık daha tutuyor malesef.