Toplumsal düzen biyolojik bir olgu değildir. Doğaya da ait değildir. İnsanoğlunun bir ürünüdür. Toplumsal düzeni oluşturan kurumlar, sosyal etkileşimin tekrarlanmasından oluşan yapılardır ve sonuç olarak toplumsal gerçekliği belirlerler.
Bireyin yaşamını sürdürmesi için yaşadığı gerçekliği tanımaya çalışması gerekmektedir. Bu anlamda bireyin yaşadığı ortam onun deneyimi ve yorumuna sunulmuştur.
İşte bu ayan-ı sabitenin ezeli olup, değişmediği ön kabulü, irade hürriyetini tamamıyla yok etmiş, dolayısıyla cebirciliğe fatalizm yol açmıştır. Bu ayan-ı sabite nazariyesini -ki tamamıyla yunan felsefesinden alınmadır- kabul eden sufiler kaçınılmaz olarak kaderci olmuştur.
Gelgelelim, insanların fiillerini Allah yaratmamaktadır. İnsan, Allah’ın verdiği istitaat/güç, imkan ve organlar ile eylemlerde bulunur. Buna yaratma yoktan var etme denemez. Belki “yapma, oluşturma, meydana getirme, etme” denir. Hataen yarattı denirse de bununla “icat etti, yaptı” manası kastedilir.
Kainat nötrdür. Canlılar ve cansızlar aleminde hayır ve şer yoktur. Yaratılış yaratan kadar muhteşemdir. Ateşi veya demiri insanlar şer işlerinde kullanıyorlar diye ateş ve demirin yaratılması şerdir diyemeyiz. Şer eşyanın özünden değil, yaratılış amacına aykırı kullanımından hasıl olur. Yaratılış amacı uğruna kullanılan her şeyin varlığı hayırdır.