Saadettin Merdin

Saadettin Merdin

Yazar
9.2/10
11 Kişi
·
32
Okunma
·
7
Beğeni
·
891
Gösterim
Adı:
Saadettin Merdin
Unvan:
Yazar
Peygamberimizin hayatında yalanın zerresine rastlanmaz.
Ama gel gör ki, Peygamber âşıklarının peygamber anlatımları
yalandan geçilmez.
Netice de hepimiz, her bir insan Peygamber torunudur. Ama Adem'in, ama Nuh'un ne fark eder? Unutulmamalı ki, İman babadan oğula genetik olarak tevarüs etmez! Kimsenin doğuştan gelen bir ayrıcalığı yoktur. Şeref* izzet ve fazilet takva ve ameldedir!
Yapılan araştırmalara göre 16* yüzyılın İlk yansında, Anadolu'da 110 medrese mevcut iken, 626 zaviye ve hankâh, birer de Kalenderhâne ve Mevlevihane bulunmaktaydı* Yine 17. Yüzyıl Anadolu'sunda 388 tarikat şeyhinden sadece 83 tanesi medrese mezunudur. Yani, tekkelerin medreselere olan sayısal üstünlüğü yanında şeyhlerin cehaletleri de İlk bakışta fark edilmektedir,
Karmati lideri Ebu Tahir, miladi 930 yılında Terviye günü,
Kabe'nin etrafındaki herkesi katletti, mallarını gasbetti, bu
katliamdan Kabe'nin Örtüsüne sığınanlar bile kurtulamadı,
Kabe'nin örtüsünü çıkararak parçalattı, Haceru' l Esvedl yerinden
söktürttü, Karmati eşkıyalar "Nerede Ebabil kuşları,
hani Kabe emin/güvenlikli olacaktı? Tanrı' nız göktedir. Yeryüzüne
ev yapmaz. Hadi onun evini yağma edin ve yıkın!"
diyordu. Sonra Mekkeli kadın ve çocukları esir ve köle etti,
Ebu Tahir Aksa'ya gelince daha da ileri giderek, Tevrat, İncil
ve Kur' an'ı sokağa fırlatıp üstlerini kirletmiş ve "İnsanları üç
kişi serseme çevirmiştir. Çoban (Musa), Tabib (İsa) ve Deveci
(Muhammed). Kinim diğerlerinden daha hilekâr, daha üç kağıtçı
ve daha göz bağcı olan deveciyedir," demişti,
Ey asırlardır insanları günahtan uzak tutmak için kabir azabı ile korkutmaya çalışan Kabirciler: Kur'an'da yeterince öğüt ve uyarı yok mudur? Ya da hesap gününün dehşeti ve cehennem azabi size kâfi gelmiyor mu?
Saadettin Merdin
Sayfa 278 - Araştırma Yayınları
Kur’an’ın manasını açıkça katletme yöntemlerinden biri de ayetleri bölüp-parçalamak, sonra da arzulanan kısmı cımbızlamaktır.
Günümüzde ibadet kavramı kadar anlamı daraltılmış, içeriği boşaltılmış çok az kavram vardır. Hâlbuki içeriği bu kadar zengin, kapsamı bu kadar geniş çok nadir bir kavram vardır. İbadet; Allah'ın sevdiği, gizli ve açık söz ve davranışların tümünü içine alır. Genellikle ibadet denilince, namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetler aklımıza gelir. Kur'an bunları ibadet kategorisine almaz bile.
Saadettin Merdin
Sayfa 317 - Araştırma Yayınları
"Allah'a ısmarladık, Maşallah, İnşallah, Allah rahmet eylesin, Allah cezanı versin, Allah'a emanet ol, Allah bilir." ifadelerinde olduğu gibi gündelik hayatımızda Allah kelimesini tek başına, övgüler ve ünvanlar eklemeksizin, yalın olarak çok rahat kullanabiliyorken, "Muhammed, Rasulullah, Peygamberimiz" gibi ifadeleri tek başına, yalın olarak kullanmayı günah addediyoruz.
Saadettin Merdin
Sayfa 114 - Araştırma Yayınları
Bugün hâlâ put deyince sokaklarda heykel türü şeyler arayan kimselerin şunu bilmesi gerekir: Peygamberimiz yirmi yıl boyunca Mekkelilerin zihinlerindeki putları yıkmak için didindi. Kâbe'deki putları yıkması ise; onun sadece bir saatini aldı.
Saadettin Merdin
Sayfa 340 - Araştırma Yayınları
480 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Ali Şeriati’nin gerçeklerle sizi rahatsız etmeye geldim demesi gibi Saadettin Merdin de dini konularla ilgili bilgileri Kur’an Işığı altında anlatarak, gerçekleri söyleyerek bolca miktarda rahatsızlık veriyor. O kadar çok bam teline basıyor ki, ben kitabı okurken ve alıntı paylaşırken filan gördüğüm tepkilerden tahmin ediyorum ki sitenin sevilmeyen kişilerinden biri oluyorum.

Merdin 2 kitaplık çalışmasının ilk kitabında, tasavvuf geleneği ile Kur’an uyuşmazlıklarını gösterip, tasavvuf geleneğinin hangi kültürlerden örneklenip, hangi inanışlardan kendine malzeme alıp oluştuğunu ve İslam dininin içine ne şekilde girdiğini anlatmıştı. Bu kitabında ise bizlere paralel dini anlatıyor; yani bir Kur’an içinde anlatılan dini, bir de şu an topraklarımızda yaşanılan, uydurma hadislere, hurafelere, cine periye odaklanan, sayıların harflerin gizeminin, tılsımının olduğuna inanılan, şeyhlerin, cemaatlerin, tarikatların, gavsların, mollaların, ulemaların, hacının hocanın gölgesi altında yaşanılan, uçan kaçan her an her yerde her zaman hazır bulunan evliyaların kutsallığına, şefaatine inanılan, sözde adı İslam olan gerçekte uydurulan hatta uydurulduktan sonra da yutturulan din ile Kur’an’daki İslam’ı kıyaslıyor. Öncelikle şunu söylemek isterim ki; bir ateist ya da bir deist birisi gelip kimsenin dinini bozmaz, o dinin içine hurafeler, bid’atlar eklemez. Din ile hiçbir işleri olmaz çünkü onların, işi olmadığı gibi de gelip dinin içine dini bozacak, insanı şirke götürecek eklemeler yapmazlar. Aksine bir inanan hatta çok inanan bir kişi, dinde aşırıya gidip sınırı aşanlar mevcut olan dini bozar (Maide Suresi/77). Yine bu kişiler dine paralellikler getirir, sorgulamayan, sual etmeden her duyduğu dini bilgiyi de din olarak kabul edenler, bunları din olarak yaşayanlar ve devamında da din olarak gelenler dini bozar, din artık indirilen dinden sonra fazlasıyla değişmiş bir din olur. Bugün paralel dini kabul eden herkes annesi, babası ya da etrafındaki diğer insanlar Müslüman olduğu için Müslümandırlar. Herhangi bir sorguyu yapmadan, düşünmeden her şeyi din olarak kabul etmişlerdir. Öncelikle sorgulanmayan din, yani sorgulamadığınız din sizin dininiz değildir, annenizin ve babanızın dinidir. Nasıl ki kelime-i şehadet getirirken “şahidim ki Allah bir ve tektir, Allah’tan başka ilah yoktur Muhammed de onun kulu ve elçisidir” diyerek zamanında insanlar Müslüman oldularsa, yani bir şeyleri sorgulayıp, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna inanıp, Allah’ın birliğine karar verip, görerek şahitlik yapıp Müslüman olmuşlar ise bizlerin de bu zamanda herhangi bir sorgu yapmadan, düşünmeden sadece annemiz ve babamız Müslümanız dediği için, sadece direkt bir şekilde kelime-i şehadet getirip Müslüman olmamız ve sırf ismimiz Müslüman olduğu için kurtuluşa erdik ve ereceğiz diyebilmemiz için yeterli olabilir mi? Sahabeler Peygamberi gözle görüp, elle tutabildikleri için şahit olup şehadet getirmişlerdir; ama bizler görmeden nasıl şahit olabileceğiz? Şahit olmak için annemizden babamızdan duymamız yeterli midir? Yeterli olamaz çünkü başkasından duymak ile şahit olmak insanların arasında bile kabul olmaz, Allah katında olmaz diyemem ama gerçek manada, şahitliğin kelime manasına yakışır şekilde olması için, sorgulamak ve sual etmek bizim baş görevimizdir. Kendi aklımızla Allah’ın varlığını bulmak, kendi aklımızla peygamberin varlığını, olduğunu kabul etmek şüphesiz kesinlikle daha önemlidir. Kendi düşüncelerimizle bir sonuca, bir kanıya varmamız lazım ki şahitliğimizin, şehadetimizin gerçek manada bir manası olsun. Şu an Müslüman olanların hemen hemen hepsi İngiltere’de doğsaydı Hristiyan olacaklardı, Hindistan’da doğsaydı eğer Hindu olacaklardı, Çin’de doğsaydı Budist olacaktı ya da İsrail’de doğsaydı Yahudi olacaktı ve doğru din, hak din olarak da yine bu sefer hangi din üzerine iseler o dinin doğru ve hak din olduğunu belirtecek ve savunacaklardı. İşte bu yüzden annemizden, babamızdan öğrenip yaşadığımız İslam’ı sorgulamak bizim baş görevimizdir. Yaşadığımız din, hocalardan duyduğumuz bilgiler acaba ne kadar doğru? Allah’ın bizlere bir ışık olarak indirdiği Kur’an’da bunların hangi biri yazıyor? (Furkan Suresi 30. Ayet) Üzerinde olduğumuz dinin kitabını kaç kişi anlayarak okuyor? Yine düşünerek, yine sorgulayarak Allah’ın varlığını kendi düşüncelerimizde de bulmamız lazım, ateistler hâşâ Allah yoktur dedikleri zaman, “sen aklını da görmüyorsun o zaman senin de aklın yok” cevabı bizlere yeterli olmaması lazım. Yapılan bilimsel açıklamalar ile dini bilgiler birbiriyle zıtlaşmaması lazım, ortada bilimsel bir gerçek varsa Allah’ın dini ile hiçbir şekilde ters düşmemesi lazım, bunun için Kur’an’ın içinde hep görmez misiniz güneş nasıl belirli hareketlere uyarak gökte durur ve hareket eder, yıldızları görmez misiniz size deniz yolculuklarınızda yön bulmaya yardım eder gibi vs. vs. örnekler verir; yani evrene bakarak, Allah’ın evrendeki ayetlerini “oku” ayetine de uyarak ilk sorgulamamıza başlayabiliriz. Sorgulamadan yaptığımız şehadetin içi boştur maalesef. Şükürler olsun ki sorgulamamızı, yaşadığımız topraklardaki din gerçek mi değil mi diye kıyas yapabileceğimiz bir ışık, bir ruh var elimizde o da şüphesiz Kur’an-ı Kerim’dir. Eğer O’nu açıp anlayarak okuyup şahitlik yaparsak, din olarak tamamen O’na uyarsak o zaman bir şeyleri görmüş, bir şeyleri duymuş, elimizde bazı şeyleri tutmuş oluruz. O zaman şahit olmaya gerçek manada hakkımız olur. Unutmayalım Kur’an’ın ilk ayeti ve emri Oku’dur, işit değildir.

Bunları anlayıp araştırmadan önce de Mekkeli müşriklerin inançlarının ne olduğunu tamamen bilmeliyiz. Müşrik dediğimize göre onların özellikle şirke bulaştığını bilmemiz lazım. Onlar Tanrı tanımaz filan değillerdi. Müşrikler namaz kılıyorlardı, oruç tutuyorlardı, hac görevi yapıyorlardı, kurban kesiyorlardı yani tanrı tanımaz değil bilindiğinin aksine Allah’ı tanıyıp ona inanıp sadece Allah’a ortak koşup, şirke bulaşmışlardır (Ankebut Suresi 61. Ayet). Nasıl müşrikler İbrahim’in dinini bozup ortaya cahiliye dönemi çıktıysa şimdi de Muhammed’e gelen din, ona tabi olanlar tarafından bir şekilde bozulmuştur, bozulmaya da devam etmektedir. Dediğim gibi şükür ki elimizde Kur’an gibi bir kaynak, Allah kelamı var da okuduğumuz zaman doğruları ve yanlışları görebiliyoruz. Maalesef Kur’an ile garip bir ilişki içinde (#14005725) olduğumuz için hâlâ gavslardan, şeyhlerden, ölmüş kişilerden ya da ölecek olan kişilerden din adına yardım ve şefaat bekler hâle gelmişiz, tarihte dini kitap yazan kişilere kutsaliyet vermiş ve onların özel kişiler olduğuna inanmış gitmişiz, yani taştan putları kaldırmışız yerine kanlı canlı putlar getirmişiz. Taştan putların görevi neydi, hâşâ Allah’a yakınlaştırmak ve Allah katında şefaat etmek, peki şimdiki bu saydığım insanların vazifesi ne, tabii ki de Allah’a yakınlaştırmak ve hâşâ Allah katında şefaat etmek. Taştan putlar demişken de o taştan putların bir kısmı hâşâ Allah’ın kızları olarak görülürken diğer bir kısmı da önceden iyi olan, şefaat etme yetkisi olan günahsız süper kişilerin öldükten sonra adına hatıra olarak ya da saygı olarak yapılmış putlardır ve ölen kişilerin ruhlarının da o putların içinde yaşadığına inanılmaktadır. Şu an o tarz olan gavslarımız, efendi hazretleri ya da şeyhler hâlâ yaşıyorlar ve onlara inanılıp rağbet görüyorlar, ölmüş olanlardan da taştan put olmasa da türbelerden medet umulmakta, tabutlarına el açıp yardım istenmektedir. Yani şu durum çok açık bir şekilde bellidir ki cahiliye dönemi hâlâ hayatımızdadır ve kula kulluk etmek hayatımızın en büyük tehlikesidir. Şirk insanlığımızın vebasıdır.

https://www.youtube.com/watch?v=jndu09PAGhw
https://www.youtube.com/watch?v=EpQyO1udZ0c
https://www.youtube.com/watch?v=LbBvYYRCikU
https://www.youtube.com/watch?v=KU1Nl1WgrsQ


Nedir mesela dinimizdeki bu derece sapmaların sebebi? Baş sebeplerden biri olarak öncelikle Peygamberimiz’in vefatından sonra İslam’da başlayan toprak fethetmeler ve kılıç zoru ile insanları Müslüman yapmalardır. Bir toplum başka bir toplum /sebep etkisi ile başka dine girmekle, tüm toplumsal hafızasını kaybetmez kaybedemez. İnançlarını bugünden yarına geçiş gibi değiştiremez. Toplumca dini değiştiren millet/toplum eski dinlerine ait pek çok şeyi şuur altlarında yaşatmaya devam ederler. Kendinizden düşünün, ülkece fethedilsek, dininiz artık falanca dindir diye diretilse, atıyorum X dini altındayken kaçınız gizli gizli namaz kılmayacak? Zaman geçtikçe, seneler geçtikçe, insanlar değiştikçe namaz ile X dini artık birbirine karışmayacak mı? Aynı sırat köprüsü ve Zerdüstlük gibi ya da biz Türklerde fazlası ile olan Şamanizm kalıntıları gibi, mesela: çaput bağlamak, gidenin arkasından su dökmek, Allah korusun dedikten sonra tahtaya vurmak, 40 sayısının vs. belli başlı sayıların tılsımı ve bir gizemi olduğuna inanmak, kurşun dökmek, en büyük ve en önemlisi de dua ederken göğe yukarı bakmak ya da bir benzeri de peygamber göğe yükseldi demek ve hâşâ Allah’ın yanına gitti demek gibi. Hani Allah’ın benzeri yoktu, hani Allah’ın mekânı yoktu ama sizler göğe bakarak dua ederek, göğe yükseldi diyerek hem O’na makam veriyorsunuz hem de makam verdikten sonra peygamber huzuruna gitti diyerek hâşâ sanki padişahmış gibi, makamına huzuruna çıkarak Allah’a benzerlik veriyorsunuz.

Kitap bu şekilde yaşadığımız dindeki olguları başka dini olgular ile sorgulatarak okuru bol bol düşünmeye ve sorguya davet ediyor, sorguladıktan sonra da insanın kafasında kesinlikle bir ışık yanıyor ve evet bu nasıl olabilir diye kendimizi sorguluyoruz. Sorgu attığı ve Kur’an ışığı altında cevap verdiği, paralel dini oluşturan, dini bozan kimseleri de genel olarak madde madde sıralıyor.

- Peygamber’i, Ali’yi veya şeyhleri ilahlaştıranlar. Özellikle Peygamber’i insanüstü bir varlık gibi gösteren, onun ölmediğini, hatta evrenin onun için, ondan/onun nurundan yaratıldığını söyleyenler
- Allah’ın, kâinatın idaresini gavslarla, kutublar, insan-ı kâmil’lerle, Hızır’la paylaştığını söyleyen, yetkisini evliyalara devrettiğini söyleyen evliya kültü.
- Dini kanaat önderlerinin her sözünü dinin tartışılmaz doğruları gibi kabul etmek, onları yanılmaz bilmek.
- Ölmüşlerden, kabir ve türbelerden medet ummak, dilek ve isteklerini onlar vasıtasıyla Allah’a arz etmek, onları aracı ve şefaatçi yapmak, vs. gibi pek çok şey dinde gulûvdür, sapmadır.
- Kendisini açıktan veya gizli peygamber, mehdi veya müceddit ilan edenler.
- Dinleri birleştirmeye çalışanlar, sevgi dini veya Anadolu İslam’ı tesis etmek isteyenler.
- Kur’an ile yetinip, sünneti dışlayanlar.

Saadettin Merdin’in kitapları hakkında yapılan programları izlemek için.
https://www.youtube.com/...elJcpqto&t=1819s
https://www.youtube.com/...UoZUQDq4&t=3694s
464 syf.
Saadettin MERDİN Hoca, Allahü Teala' nın Peygamber ve kitap ile indirdiği dini, bizim aziz pavluslarımızca nasıl uydurulan bir din haline dönüştürüldüğünü eserinde detaylı bir şekilde dile getirmiş. Özellikle İnsanı Kamil ve Hakikat-İ Muhammediyye/Nûr-İ Muhammedi bölümleri çok dikkat çekiciydi.
Okuduğunuzda hayretler içinde kalıyorsunuz. Hıristiyanlığın pavlus’ u bir iken bizde adeta seri üretime geçmiş fabrika misali durmadan çoğalmakta ve artmaktadır. Bizim azizler her ne kadar Kur’ an yazmasalar da, Tasavvuf adı altında yazdıklarının, kendilerine Allah tarafından yazdırıldığını belirtmekle birlikte, bazıları haşa kendilerini Peygamber yerine koymuşlardır. Yunan veya diğer pagan
( Kökenleri dünyanın kadim doğa dinlerine uzanan bir inanç biçimi.) filozoflardan topladıkları hikmet/felsefe kırıntılarını Allah’tan aldıkları ledünni ilim (Allah ile ilgili bilgi ve sırlara ait ilim, gayb ve mârifet ilmidir.) diye insanlara / bizlere yıllarca yutturmakla birlikte, nemasını da fazlası ile almışlardır. Allahü Teala' ÂLİ İMRÂN Suresi 103. Ayet-i Kerimesinde; ‘’ Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz. ‘’ Diyor, lakin bizim azizler her daim bir birlerini kötülemekten kaçınmamakla birlikte, bölünme ve parçalanmayı da tetiklemekten geri kalmamaktadırlar. Öyle hırslıdırlar ki! Müritlerinden elde ettikleri gelirler yeterli gelmediği gibi, daha fazlasını nasıl elde edebilirimin peşindedirler. Sermaye ye yön verme arzuları hızlarını kesmediğinden, ellerindeki gerek yazılı gerekse görsel basın ile siyasete de yön vermek için bütün mesailerini harcamaktan kaçınmamışlardır. Kerameti kendinden menkul bizim pavluslar yaptıkları, ettikleri hiçbir zaman sorgulanamaz. Bir bildikleri vardır her daim. Sorgularsan şayet şeyh, şıh, pir, hoca efendi, çarpar sonra maazallah… Münezzehtirler her türlü günahtan bizim azizlerimiz, sütte hile vardır da onlarda yoktur kesinlikle. Uzak olsunlar bizden, bize Her şeyin yaratıcısı olan Rabbimiz, gönderdiği peygamber ve kitabı yeter. İyi okumalar diliyorum…
Kitabın olumsuz yanları ise, 1. Ciltin baskı kalitesi hiç iyi değildi, bu yüzden okumakta zorlandım. Bu durum benim aldığım kitapta mı yoksa genel mi olduğunu bilmiyorum. 2. Cildin baskısı daha güzel olmuş. Ayrıca mithrandir21 | Uğur D. Hocamın da incelemesinde belirttiği gibi, açıklamaların yetersizliği okuma esnasında zaman, zaman sıkıntı oluşturuyor.
480 syf.
Allah(CC) tarafından, Kur'an-ı Kerim’ in indirilmesi ve İslamiyet’in tebliği için, Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) görevlendirmesi ile başlayan ve sonraki tüm zamanını, hiçbir dünya malına tamah etmeksizin, kâh aç, kâh yokluk içinde İslam’ın tebliği ve birlikteliğini sağlamak adına ömrünü harcadığı güzel dinimizin, geçmişten bu güne nasıl ve ne şekilde deforme edildiğinin bir belgeseli adeta bu kitap…
Kimileri çıkmış, yazdıkları kitabı haşa Allah(CC) bizzat yazdırdığını ima etmiş. Kimileri de haşa kendilerini adeta peygamber gibi hissetmişler. Bolluk ve huzur içinde yaşarlarken, bir birlerini kötülemekten paramparça etmişler güzelim dinimizi.
Kur'an-ı Kerim duvarlarımızda süs gibi bulundurulurken, mübarek gecelerde ve arada bir aklımıza gelirse ölenlerimize okuyor, yada oğlumuz/kızımız sınava girecekse, işe girecekse veya evde kaldı ise okumak aklımıza gelmiş nedense? Kur'an-ı Kerim li bir hayatı bırakarak kendi yorumumuza göre bir hayat tutturmuş gidiyoruz nereye kadar gidersek.
Hiç merak etmemişiz neyi neden ve niçin yaptığımızı? Belki de sorgulatmadılar bizlere, bilmeyelim, öğrenmeyelim diye. Öğrendiğinde ve bildiğinde bazılarının foyası ortaya çıkacak çünkü… İşte bu iki ciltlik eser bir sorgulama ve neden niçin kitabı.
Mezarlıkların yanından geçer iken veya kabir ziyaretlerinde üç İhlâs Süresi ve bir Fatiha okuyoruz ya hep, işte biz orda bile Allah(CC) verdiğimiz sözleri tutmadık. Çünkü: İhlâs Suresi okuduğumuzda,
Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. De ki: “O Allah, birdir.”
2. Allah Samet’tir (her varlık O’na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir, başvurulup yardım istenilecek tek varlık O’dur).
3. (O) baba olmadı ve doğmadı da.
4. Hiçbir şey O’na denk (ve benzer) değildir.
Diyorken, Fatiha Suresinde:
1. Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla
2. Hamd(in övme ve övülmenin her türlüsü), âlemlerin (tek) Rabbi olan Allah’adır.
3. (O) Rahmân’dır (dünyada bütün yaratıklara bol merhamet edendir), Rahîm’dir (âhirette yalnız mü’minlere acıyıp mağfiret edecek olandır).
4. Din gününün (âhirette hesap ve karşılık görme gününün) mâliki/hükümrânıdır.
5. (Ey Rabbimiz!) Yalnız sana (ibâdet ve itaatle) kulluk eder ve (her hal ve ihtiyacımızda) ancak senden medet umar/yardım dileriz.
6. Bizi doğru yola (İslâm’a) ilet (İslâm ile yaşat).
7. Kendilerine (lütfundan) nimet verdiğin kimselerin yoluna (ilet); [4/69] (emirlerine âsi olmuş ve) gazaba uğramışların ve sapıtanların değil (Yâ Rabbi). (Âmin…)
Diyoruz, lakin bilerek veya bilmeyerek, isteyen ve dileyen konumundaki kullardan medet bekliyor, onları efendi kabul ediyoruz. Haşa Allah(CC) şirk koşuyoruz. Aslında bilmeden biz giden Müslümanlığımıza üç İhlas, bir Fatiha okuyoruz. Yazık…
İnşallah bu yanlıştan bir an önce dönenlerden ve tövbesi kabul olanlardan olalım. Ve bundan sonraki yaşantımızı da Nur Suresi 52. Ayetindeki ‘’ Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat eder, Allah'a saygı duyarak emirlerine uygun yaşarsa, işte asıl kurtuluşa erenler onlardır.’’ Ayetindeki kurtuluşa erenlerden olamamız dileği ile iyi okumalar…
464 syf.
·6 günde·8/10
Saadettin Merdin'i ilk olarak Ramazan Koyuncu'nun "Kur'an'la Yüzleşme" programında tanımıştım. Uzun sürelerce Youtube videolarından ve internet sitesi (http://www.saadettinmerdin.com) üzerinden de takip ediyordum. Birkaç kitabı içinde de İslam'ın Pavlusları kesinlikle en güzel kitabıdır ve şüphesiz mükemmel araştırmanın da sonucudur. Nasıl ki şu an yeryüzünde olan Hristiyanlık inancının mimarı Tarsuslu Pavlus ise, Sayın Merdin bu iki kitaplık eserinde de İslam'ın Pavlusları'nı bizlere DELİLLERİ ile gösteriyor, delilleri ile gösteriyor ama gerçekten de görmek isteyenler görüyor sadece. İki kitaplık serisinin bu kitabında ise Merdin bizlere İslam'a bir şekilde bir yerlerden girmiş, empoze edilmiş tasavvufu anlatıyor ama bu kısımlara girmeden de önce bizlere Pavlus'u tanıtıyor.

Kimdir bu Pavlus, nedir, necidir? Önceden tanıyordum ama bu kitabın detaylı girişi ile artık daha da iyi tanıyabildim. Pavlus, MS 5'te doğan, Hz. İsa ve beraberindeki havariler dahil birçok kişiye eziyet eden ve işkence yapan, son derece kaderci bir anlayışa sahip, Hz. İsa vefat ettikten sonra haşa Hz. İsa'nın kendisine görüldüğünü ve kendisine görevler verdiğini iddia eden, peygamber olan Hz. İsa'nın artık kutsal ruh ile aslında yaratan olduğunu söyleyen, İncil'i düzeltip başta Pavlus'un Mektupları olmak üzere içine birçok eklemeler yapan, kısacası Hz. İsa ölmeden önce Nasranilik olan dini Hristiyanlık yapan kişidir. Ve Merdin bizlere Pavlus'u tanıttıktan sonra Hz. Ali'nin şehit edilmesinden sonra yaşanan fitne fesat sürecini, İslam dininde olmayanları din diye bizlere yaşatan, Hz. Muhammed'in ölümünden ortalama 200 - 300 yıl sonra Gnostisizmden, Pisagorculuktan, Eflatunculuktan, Helenizmden, Zerdüstlükten hatta Yahudilikten gelen gelenekleri (gelen-ek) yani tasavvuf adı altında uçan kaçan evliyaların, peygamberden farkı olmayan hatta bazı kısımlarda haşa Allah ile bir olan, "vahdet-i vücud" felsefesinin İslam ile bir görülüp aslında ne kadar da İslam'dan uzak olduğunu, Anadolu Tasavvufu ya da Anadolu İslam'ının Celaleddin-i Rumi sayesinde ne kadar değişik bir anlayışa maruz kaldığını, Said Nursi'nin "cifr-ebced" "ledünni" ilimleri gibi herhangi bir delili olmayan, ilim diye geçen olgularla bizlere İslam'ın Pavlusları'nın tasavvuf tarafını okutturuyor ve bu bilgilerin hepsini de delilleri ile bizlere sunuyor. Kitabın içinde çok çok fazla günlük hayatta kullanılmayan kelimeler mevcut, bazılarını Merdin hemen açıklasa da bazılarını ilerleyen sayfalarda açıklıyor bazılarını ise hiç açıklamıyor, kitabın okunmasını tek zorlaştıran durum sadece bu bence.

"Rabbinizden size indirilene tâbî olun. Ve ondan başka veliler/evliyalar edinmeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz" A'raf Suresi 3. Ayet

"Dinlerini parçalara ayırıp grup grup olanlarla senin hiç bir ilişkin yoktur. Onların işi ALLAH'a kalmıştır; sonra onlara durumlarını haber verecektir." En'am Suresi 152. Ayet

"Onların çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah'a iman etmez." Yusuf Suresi 106. Ayet

"De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysaki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir." Hucurat Suresi 16. Ayet
464 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap aşırı ağır bir kitap değildi açıklayıcı ve her şey netti okumak anlamak daha çok şey bilmek için gerçekten tavsiye ederim dinimiz ile ilgili doğru bildiklerimin çoğu yanlış çıktı diyebilirim

Yazarın biyografisi

Adı:
Saadettin Merdin
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 32 okur okudu.
  • 51 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.