cemre çilli

Piyanoda melek tatlılığı ile,inanılamacak kadar hoş ve içten çaldığı bir melodi var.Bu onun en sevdiği şarkı. Daha bunu çalmaya başlar başlamaz bütün acılarım,perişanlığım ve karamsarlığım düşüncelerim kaybolup gidiyor.Eskiden müziğin sihirli bir kuvvet taşıdığının düşünülmesi bana hiç de imkansızmış gibi görünmüyor. Bu basit şarkı bana öyle dokunuyor ki! Bunu bana dinleteceği zamanı nasıl da buluyor! Tam da kafama bir kurşun sıkacak halde oluyorum. Fakat onu dinledikçe ruhumun şaşkınlığı ve karanlığı dağılıyor,yeniden rahatça soluk almaya başlıyorum.
O yukarı çıkınca,ümmetinin günahlarını affettiren bir peygamberin huzurundaymışım gibi,önünde secde etmek istedim.
Ulu Tanrı’m, sen bu dünyada koca bebeklerle küçük çocuklardan başka bir şey yaratmamışsın! Bunların hangisini daha çok beğendini elçin bize söyleyeli çok oldu. Kocaman bebekler ona inanırlar ama, söylediklerini yapmazlar.Bu böyle gelmiş böyle gider. Çocuklarını da kendilerine benzetmeye çalışırlar.
Gidip onu gördüm. Artık güneş,ay ve yıldızlar istediği gibi dolaşabilir. Çünkü ben artık ne zaman gündüz, ne zaman gecedir bilmiyorum. Gözüm artık hiçbir şey görmüyor.
Onu dans ederken görmeli insan! Ne kadar içten ne kadar candan dans ediyor bir bilsen! Doğru söylüyormuş dostum, onun için gerçekten dans her şeymiş,müzik dışında hiçbir şey duymuyor ve düşünmüyormuş gibi,öyle rahat ve serbest bir dans edişi var ki bütün vücudu ahenkle salınıyordu.O anda Lotte’un gözü danstan başka hiçbir şey görmüyordu. Sana açıkça söyleyeyim,sevdiğim ve biraz da söz geçirebileceğim bir kızın bu yolda öleceğimi bilsem de benden başka hiç kimseyle vals yapmasına izin vermeyeceğime yemin ettim.Beni anlıyorsun,değil mi?