cemre çilli

Onu dans ederken görmeli insan! Ne kadar içten ne kadar candan dans ediyor bir bilsen! Doğru söylüyormuş dostum, onun için gerçekten dans her şeymiş,müzik dışında hiçbir şey duymuyor ve düşünmüyormuş gibi,öyle rahat ve serbest bir dans edişi var ki bütün vücudu ahenkle salınıyordu.O anda Lotte’un gözü danstan başka hiçbir şey görmüyordu. Sana açıkça söyleyeyim,sevdiğim ve biraz da söz geçirebileceğim bir kızın bu yolda öleceğimi bilsem de benden başka hiç kimseyle vals yapmasına izin vermeyeceğime yemin ettim.Beni anlıyorsun,değil mi?
Reklam
Ne diyeceğini bildiğim için işte sana itiraf ediyorum: bebeklerini sürükleyen, onları soyup giydiren, annelerinin pastaları sakladığı dolabın etrafında ağır ağır dolaşan,bu pastalardan biraz elde edince de açgözlülükle yiyip, “Daha isterim!” diye bağıran çocuklar gibi yaşayanlar en mutlu kişilerdir.Bunlar talihli yaratıklardır. Değersiz uğraşı veya basit heveslerle büyük payeler veren,bunların insanlığın kurtuluşu ve iyiliği için yapılmış büyük fedakarlıklar gibi gösteren insanlara ne mutlu! Ne mutlu böyle olabilene! Alçak gönüllülükle her şeyin nereye varacağını anlayan; bahçesini cennete çevirmesini bilen mutlu insanlar, bir bahtsızın bile ağır bir yük altında yılmadan, nasıl yolundan dönmeden yürüdüğünü, herkesin hep birlikte güneş ışığını bir dakikacık daha görmeye çalıştığını fark eden kimse rahata ve mutluluğa erişmiştir. O da kendine göre bir dünya kurar. O da insan olduğu için mesuttur. Gücü sınırlı ise de, yine de içinde tatlı bir hürriyet duygusu taşır. Bu duygu içinde, istediği zaman aydınlığa kavuşabilir.
Bazı insanlar,hayatın bir rüyadan ibaret olduğunu düşünmüşler.Bu duygu benim de peşimi bırakmıyor. İnsanın yaratıcı ve araştırıcı kuvvetini dar bir çerçeve içine sıkıştırıldığını anlıyorum.Şu zavallı varlığımızı sürdürmekten başka hiçbir hedefimiz yok. Salt ihtiyaçlarımızı gidermekle uğraşıyoruz,başka bir şey yaptığımız yok.İçimizin rahat ettiği zamanlardaki sakinlik, boyun eğişten geliyor.Böylelikle zindanlarının duvarlarına güzel resimler,iç açıcı manzaralar çizen mahkûmlara benziyoruz.Bunları düşündükçe sanki aklım duruyor Wilhelm,kendi içime dönüyorum ve sanki orada başka bir dünya buluyorum. Bu alemde, hayat ve hareketten çok, sezişler ve karanlık istekler var.Karşımda türlü türlü imgeler dolaşıyor. Ben ise gülümseyerek derin düşüncelere dalıyorum.
Hiç kimse birbirine benzemez biliyorum ve hiçbir zamanda herkes aynı olmayacak.Ama saygınlıklarını kurmak için kendini halktan uzak tutmaları gerektiğini düşünenler,en az,düşmanın karşısında ölüm korkusuyla gizlenenler kadar yerilmeyi hak ederler kanısındayım
Beni şaşırtan bir neşe bütün ruhumu sarıyor.Tadını doya doya çıkardım tatlı ilkbahar sabahların andırıyor.Yalnızım. Sanki benim gibiler için yaratılmış bu yerde bulunmanın keyfini çıkarıyorum.O kadar mutluyum ki dostum! Dingin bir varoluş duygusuna öyle gömülmüşüm ki,yeteneklerim, sanatın bundan zarar görüyor.Değil resim yapmak tek bir çizgi bile çizemem şu sıralar,ama yine de hiçbir zaman bugünlerde olduğum kadar büyük bir ressam olamadım. Çoğu kez bir özlem duyuyorum ve şöyle haykırıyorum: “Keşke bu hislerimi sana anlatabilseydim! İçimde çağlayıp taşan bu canlılığa bir kağıtta can verebilseydim! Ruhun sonsuz,yüce bir varlığın aynası olduğu gibi,kağıt da ruhumun aynası olabilseydi..” Ancak dostum,çırpınmak hiçbir işe yaramıyor.İçimdeki bu hislerin ağırlığı beni yıkıyor.
Reklam