Şimdi dimdik oturuyordu. Kolumu ona dolamıştım, o da sırtını bana yaslamıştı ve gayet sakindik. Kendine özgü bakışlarıyla gözlerimin içine bakiyordu; insan o bakışları görünce, Brett'in gerçekten dünyayı kendi gözlerinden görüp görmedigini merak ederdi. O gözler durmadan bakardi, dünyadaki başka herkesin gözleri bakmayi kesecek olsa bile. Dünyada öyle bakmayacagi hicbir sey yokmus gibi görünüyordu ve öyle çok şeyden korkuyordu ki, gerçekten.
"Ve lanet olsun ki yapabilecegimiz hiçbir sey yok" dedim.
"Bilmiyorum" dedi. "O cehennemi tekrar yasamak istemiyorum."
"Birbirimizden uzak dursak iyi olacak."
"Ama seni görmeliyim, hayatim. Bildigin tek sey o degil ya."
"Evet ama eninde sonunda iş ona variyor."
"Bu benim suçum. Ama yaptigimiz her seyin bedelini ödemez miyiz?"
Bütün o zaman zarfinda gözlerimin içine bakip durmuştu. Gözlerinde farkli farkli derinlikler olurdu; bazen son derece duygusuz görünürlerdi. Şimdiyse içinin en derinleri görülebiliyordu.