Şu anlattığım ikilemle sekiz yıl çok düşünmüş, çok kahrolmuşumdur. Pencereden dışarıya, burada bir resmini sergilediğim gece manzarasına en fazla iki-iki buçuk dakika baktık. Müzegezer bu manzaraya bakarken benim ikilemimi içinde hissetsin lütfen ve Füsun’un bu konuda çok ince ve zarif davrandığını unutmasın. “Bu manzarayı yanımda sen olduğun için bu kadar güzel buluyorum.” dedim en sonunda
Benim için mutluluk, bunun gibi bir anı tekrar yaşayabilmektir. Hayatımızı Aristo’nun Zaman’ı gibi bir çizgi olarak değil de, böyle yoğun anların tek tek her biri olarak düşünmeyi öğrenirsek sevgilimizin sofrasında sekiz yıl beklemek bize alay edilebilecek bir tuhaflık, bir saplantı gibi değil, şimdi yıllar sonra düşündüğüm gibi Füsunların sofrasında geçirilmiş 1593 mutlu gece gibi gözükür. Çukurcuma’daki eve yemeğe gittiğim akşamların -en zorunu, en umutsuzunu ve en gurur kırıcı olanını bile-bugün büyük bir mutluluk olarak hatırlıyorum.
Asla beraber olamayacağız
Aynı evi aynı teni paylaşamayacağız
Aynı masada oturmayacağız
Hatta aynı şehirde bile oturmayacağız
Belki bir gün son kez görüşeceğiz ikimiz de bunun son olduğundan habersiz
Son kez el ele gezeceğiz belki de son kez söyleyeceğiz; birbirimizi sevdiğimizi...
Yine beraber planlar yapıp tutamayacağımız
Son sözleri vereceğiz birbirimize
Ve elbette yollarımız yine ayrılacak bir gün
Sonra aramıza şehirler girecek
Hiç karşılaşmayacağız
Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek
Sonra da belki birimiz öleceğiz diğerimiz hiç bilmeyecek.