Cemre Kurt

Cemre Kurt
@cemreekurt
Düşünür Kate Manne, Otur Kızım: Kadın Düşmanlığının Mantığı kitabında, "verici insan" olarak tanımladığı bir grup insanın, "insanoğlu" olarak tanımladığı diğer grup insana zamanını, dikkatini, sevgisini ve bedenini isteyerek, uysal bir şekilde vermek zorunda olduğu sistemi açıklar. Bu terimlerle anlatılmak istenen; insanoğlunun ahlaki zorunluluğunun insanlığını var etmek ve ifade etmekken, verici insanların ahlaki zorunluluğunun, insanlığını insanoğluna vermek olduğudur. Tahmin edin bunlardan hangisi kadın? … Vericilerin görevi, bütün insanlığını insanoğluna vermektir; böylece insanoğlu, insanlığını tam anlamıyla yaşayabilir. Vericilerin, ellerine geçen her türlü kaynağı ya da gücü, işlerini, sevgisini, bedenlerini vermesi beklenir. Bütün bunlar insanoğluna aittir. Verici insanlar her daim güzel, mutlu, sakin, cömert ve başkalarının ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmalıdır; yani asla çirkin, sinirli, üzgün, hırslı ya da kendi ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmamalıdır. Vericiler hiçbir şeye ihtiyaç duymamalıdır. … Ayrıca bir verici, insanoğlunun isteklerini itaatkar bir şekilde ve nazikçe vermezse bunun için de cezalandırılabilir, utandırabilir ve hatta mahvedilebilir. Nüfusun yarısının tükenmişlik yaşamasına sebep olan bir sistem yaratmak isteseydik, bundan daha etkilisini bulamazdık.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir çözümü satın alarak daha sahici, daha gerçek, daha iyi, daha zengin bir versiyonumuza ulaşabileceğimiz fikri. Bir şişe Dior parfüm ormandaki bitkilerden ne kadar uzaksa bizim de kendi doğamızdan o kadar uzak olduğumuz fikri. Görebildiğim kadarıyla yirmi birinci yüzyılda yaşanan sorunlardan biri de bu. Çoğumuz ihtiyacımız olan bütün maddi şeylere sahibiz ve bu yüzden pazarlamacıların işi artık ekonomiyi duygularımızla ilişkilendirmek, şimdiye kadar ihtiyaç duymadığımız şeyleri istememizi sağlayarak daha fazlasına ihtiyacımız varmış gibi hissetmemizi sağlamak. Yılda otuz bin sterlin kazanan kendini yoksul hissediyor. Yalnızca on ülke görmüşsek, kendimizi yeteri kadar seyahat etmemiş gibi hissediyoruz. Tek bir kırışığımız olduğunda, yaşlı hissediyoruz kendimizi. Resmimiz fotoşoplanmamış ya da filtrelenmemişse çirkin hissediyoruz.
Biz o kadar uzak olduğunu zannederken, geçmişin bu kadar yakında olması ne tuhaf. Bir cümleden fırlayıp sizi çağırıvermesi tuhaf. Her bir nesne ve sözcüğün, içinde bir hayalet barındırabilmesi tuhaf. Geçmiş apayrı bir yer değildir. Bir sürü, bir sürü yerdir ve bu yerler şimdide belirivermeye her an hazırdır.
Çok fazla zamanımız kalmadı. İnsanın diğer alt türleri -mesela Neandertallar, Asya'daki Denisova insanları, ödünç alınmış takma isimleriyle Endonezya'daki "hobbitler" - uzun vadede bir halt beceremediğimizi kanıtladılar; büyük ihtimalle biz de beceremeyeceğiz.
-Sizce kitabınızı okuyacak kadınlar bu kitapla nasıl buluşacak? “Oldukça dolayımlı olacağını düşünüyorum bu buluşmanın, bazı kadınlarla belki daha doğrudan. Yani başka feminist kadınlar aracılığıyla olacak bu buluşma, halka halka genişleyen bir biçimde…”
Sayfa 223·Kitabı okudu