Yazar,okurken yabancılık çekmeyeceğiniz bir konuyu gazeteci edasıyla ele alıyor : “Namus temizleme” adı altında bireysel gibi görülen kolektif bir suç öyküsü. Belirtildiği üzere sonu başından belli olan bir roman fakat bu durum yazar başarılı bir şekilde zaman kırılmalarını yansıttığı için bir kusur değil.
Santiago Nasar,bir kızın-Angela Vicario- “namusunu kirlettiği” iddiasıyla kızın ağabeyleri Pedro ve Pablo Vicario kardeşler tarafından canice katlediliyor. Vurgu yapılan kısım ise bu cinayetin kasaba sakinleri tarafından biliniyor fakat gerek katillerin bunu yapamayacaklarına olan inanç gerek nedeninin meşru sayılması gerekse katillerin itirafının sarhoş saçmalığı olduğu düşülmesinden dolayı önüne geçilmiyor.Bu kısım romanda parça parça işlenerek okuyucuya gerçekçi bir şekilde aktarılmış. Benim gözüme çarpan ve yine bizim insanımızın alışık olduğu bir durum daha var:Yetkililerin de gereken sorumluğu üstlenmekten yoksun oluşu. Söz konusu cinayeti belediye başkanı,kilise rahibi ve bir iki bürokrasiden kişi daha biliyor fakat kimse elini taşın altına koymuyor burada da yazarın -belki de ideolojik konumunu bildiğimden- bu liyakatsizliğe vurgu yaptığını düşünüyorum. Bir etik ihlal söz konusu.Tanık ifadeleri de bunun kanıtı.
Birkaç yerde katillerin bu cinayeti işlememek için bir sebep aradığı açıkça dile getirilmiş fakat cinayetin ardından pişman olmadıklarını da dile getiriyorlar. Çünkü toplumda adeta alkışlanıyorlar yaptıkları şey boyunlarının borcuymuş da ödenmiş gibi lanse ediliyor hatta para verseler hiç ceza bile almayacak kadar katliamları meşrulaştırılıyor. Bu hikayeyi anlatsak Anadolu insanımız da farklı bir şey bekler mi? Çünkü “namus” coğrafya fark etmeksizin ahlaki bir değer gibi sunulan baskı mekanizması. Bu kavram aslında bir dışsal norm ama içsel etik olan
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Şimdi bir yandan köşemde pinekliyor,bir yandan da acı,faydasız bir teselliye avunuyorum: Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz,olanlar yalnız aptallardır.