Pöh! Bir zamanlar ben de bir cellattım, daha doğrusu bir infazcı. Gayet iyi anımsıyorum bunu. Ben,ip yerine kılıç kullanıyordum. Kılıç daha yiğitçe bir yöntem, gerçi tüm yöntemler aynı ölçüde faydasız olsa bile. Gerçekten de, sanki ruh çelikle deşilebilir, iple boğulabilirmiş gibi !
Herhangi bir insan gibi bir filizim ben de. Başlangıcım, ne doğumumla ne de ana rahmine düşüşümle gerçekleşti. Sayısız milenyumlar boyunca büyümekte, gelişmekteyim. Bütün bu yaşanmışlıkların ve sayısız başka yaşamların tüm bu deneyimleri, beni ben yapan ruhun ya da tabiatın mayasını oluşturmakta. Anlıyor musunuz? Onlar benim özüm. Madde anımsamaz,çünkü bellek ruhtur. Sayısız yeniden doğuşumun anılarından oluşan ruhum ben.
Pekâlâ. Bütün parmaklarımı kes. Ben benim. Ruh bütün kalır. Her iki eli de kes. Her iki kolu omuz başlarından kes. Her iki bacağı kalçalardan kes. Ve ben, fethedilmez ve yok edilemez olan ben yine hayatta kalırım. Etin parçalanıp küçültülmesi beni azaltır mı? Kesinlikle azaltmaz.Saçlarımı kırk. Keskin usturalarla dudaklarımı, burnumu,kulaklarımı tıraşla;hatta gözlerimi kökünden oyup çıkart;parçalanıp biçimsizleşmiş bedene tutunan biçimsiz kafatasının içinde hapsolmuş,kimyasal etin o hücresindeki hâlâ ben olurum; parçalanmamış,eksilmemiş.