Oğulların,dostluklara da güneşe davrandıkları gibi davrandığını anlamaya başlamıştı:varlığını tartışılmaz,mutlak kabul etmek,parlaklığın tadını çıkarmak,ama üzerinde kafa yormamak.
Ama en çok Nana’yı özlüyordu.Keşke annesi hayatta olup bunları görseydi.Bütün bunların ortasındaki Meryem’i.Hoşnutluğun,güzelliğin asla ulaşılamaz şeyler olmadığını nihayet görebilseydi,ya da işte benzerlerinin,onları andıran şeylerin.
Meryem bu kadar çok kadının nasıl olup da aynı bahtsızlığa düştüğünü,hepsinin de nasıl böylesine berbat erkeklerle evlenebildiğini merak etti.Yoksa bu evli kadınlara özgü kendisinin bilmediği bir oyun,pirinç ıslamak ya da hamur yoğurmak gibi,gündelik bir ritüel miydi?