“İnsanlığın çocukları,” dedi hayalet onlara bakarken. “Babalarındansa benim eteklerime tutunuyorlar. Oğlanın ismi Cehalet. Kızınki ise Sefalet. İkisinden de, onlar gibilerden de uzak dur ama özellikle bu oğlandan çünkü kaderinde kıyamet var, o alın yazısı silinmedikçe ondan uzak dur. Ona yol verme!” diye bağırdı ellerini şehre doğru uzatırken. “Onun sözcüklerini kötüle! Yok eğer onu bencil amaçlarına alet edersen, gör felaketleri. Sonra da sonun gelmesini bekle!”
Kadın çok güzeldi. Gözleri hep meraklı bakardı, gamzeleri vardı, küçük dudakları tam öpmelikti ki bol bol öpüldüğüne de şüphe yoktu, gülünce yüzündeki tüm benekler birbirine karışıyordu, dünyada kimsenin gözleri onunki kadar ışıl ışıl parlamazdı.
Biz olsak çözüm çok daha önce aklımıza gelirdi çünkü zor durumda kalmayanlar her zaman ne yapılması gerektiğini bilir ve kendileri aynı durumda kalsa hiç şüphesiz bunu yapacaklarını iddia eder.
“Dünyadan çok korkuyorsun,” dedi kız hafifçe. “Diğer tüm umutların, dünyanın fakirlere reva gördüğü ayıplamadan kaçabilme umuduna yenildi. En büyük tutkun olan kazanç seni tamamen avucuna alana kadar daha asil emellerinin birer birer yok olduğunu gördüm. Haksız mıyım?”