Bir çocuğun doğumu tamamının parçası olmayacağımız geniş bir geleceğin habercisidir. Julio Ramon Ribeyro bunu çok iyi özetlemişti: "Onun çıkan dişi bizim kaybettiğimiz diştir, onun uzayan boyu bizden kısalandır, onun parlayan
ışıkları bizim sönen ışıklarımızdır, onun öğrendiği bizim unuttuklarımızdır, onun biriken yılları bizden eksilenlerdir."
Derinleșen morluğun içinden
çılgınca bir melodiyle gelen sözcükler onu annesinin kollarına
geri götürdü: "Sen sadece bir tutam saç, sıcacık bir beden, çırılçıplak önümde atan bir kalp ve sonsuza dek bir mağaradan diğerine
akmaya mahkûm bir suyun șırıltısı gibi hüzünlü bir sestin."
Size bazı konularda yalan söylemek zorunda kaldım. Gözlerinizi kapatıp yirmi yașında olmanın nasıl bir șey olduğunu hatırlamaya çalışmanızı istiyorum. Evinizi, dairenizi ya da yurt odanızı hatırlayın. Kimden hoşlanıyordunuz? O bedenin içinde olmak, televizyon izlerken bacaklarınızı haldır haldır sallamak nasıl bir histi? Ne kadar aptal olduğunuzu, aptallığınızın ne kadar korkunç, saçma ve çılgın boyutlara vardığını, bilmediğiniz ne çok șey olduğunu düşünün. Genç olduğum, gençliğim dolayısıyla da aptalın önde gideni olduğum gerçeğini elimden geldiğince saklamaya çalıștım ama öyle anlar vardır ki aptalın teki dünyanın kaç bucak olduğunu görür ve bunun gençlikten başka açıklaması yoktur.
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğun kendisinden mi? O denli yok ki, her boş anı yokluğuyla dolduruyor.
Onun bugüne kadarki varlığı, benim kendi varlığımı, çocukluğumun varlığını doğruluyordu. Öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor, onları ben uyandırıyorum tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için. İstemli ve istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor, net görülmeyen yerleri temizliyor veya uyduruyor. Kabul etmeliyiz ki bu, vefat edene yönelik bir bellek çalışması olduğu kadar, kendimize de yöneliktir, benmerkezci, bir anlamda kendimizi kurtarmaya, birinin gidişinden sonra hayatta kalışımızı anlamlandırmaya yönelik bir uğraştır.
Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var
olduğumuz söylenebilir mi?
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Hayattan, tabii ki, onun o büyüleyici geçiciliğinden.