Kötü düşünen ve eyleyen, en azından kendisi için kötü sonuçlar doğuracağını sezmez. Belki kendisi de bir kurbandır( genlerin, çocukluğunun, ötekilerin, toplumun, ekonominin, politikanın kurbanı)
Ahlaken iyi sayılan her şeyi her ıskalayışımızı kötülük sayacak olursak, çok kötülük zuhur eder(Agustinus); sadece başkasının mahvından sevinç duyana kötü diyeceksek; görünürdeki kötülük az olur(Terry Eagleton)
Insanlar arasındaki bütün husumetlerde, bölüşülen rolleri ahlaki etiketlerle donatmaya gerek yoktur aslında ama insanlar tam da bunu yapmayı severler. Değer kavramlarını devreye sokarak ve kavram çiftlerinden yararlanarak kendiyle ötekileri açık seçik pozitif ve negatif tarafta konumlandırmaya, böylece her şeye bir nizam vermeye duyulan ihtiyacı görmemek mümkün değildir.
Terbiyeli muaşeret biçimleri, bu nedenle düşmanlara ilişkide de yardım sağlar: Onlara küstahlık etmek, hiddetlenmek ya da kabalaşmak için bir sebep yoktur; onları görmezden gelmek kâfidir.
Bir insana uzun süre gayet doğal görünen bir şey, yani diğer insanları sevebilmek ve onlar tarafından sevilmek, şimdi özel bir değer olarak temayüz eder: Düşmanlığın olumsuz tecrübesi, sevginin olumlu tecrübesinden yeniden çok şey kazanmayı sağlar, oysa karşıtını tanımayan ve namütenahi(sonsuz) tasarruf edilebilen bir sevgi, çok kolay değersizleşir.