" O güney Sintalı bir Hoi Polloi. Senin damarlarında ikhor akıyor. Olmpos kanı. Titan kanı. O senin o kadar altında ki onu görmek için gözlerini kısarak bakmak zorunda kalacaksın."
Başımı iki yana salladım. "O benim o kadar üzerimde ki ona bakarken boynuma ağrılar girecek."
Şeytanın en büyük silahı neydi?
İnsanları olmadığına inandırmak.
İnsanların en güçlü kalkanı neydi?
Şeytanın olmadığına inanmak.
Bu paradoksun içinde kaybolmamak mümkün müydü?
Kandım; kandırıldım; kayboldum, kaybedildim.
Artık seksen yaşındayım ve bu tuhaf davranış bozukluklarından kurtulmam imkansız. Zaten böyle bir şey istediğim de yok. Hiç istemedim, hiçbir zaman olduğumdan başka olmak istemedim. Neye sahipsem hepsini çok sevdim. Seksen yıldır kendimi çok sevdim. Gözlerimi, gözlerimin gördüğü her şeyi, kulaklarımı, kulaklarımın duyduğu her sesi, yüreğimi, yüreğimin hissettiği her duyguyu, ellerimi, ellerimin yaptığı her işi, ayaklarımı, ayaklarımın götürdüğü her yeri, hatta insanların içine bir iğne gibi saplanan, şu incecik, tiz sesimi bile, sorgusuz sualsiz sevdim; ben kendimi sevdim. Sadece kendimi.
Bir de şu deli kaçık cinperilerini.