"her yere hafiye yerlestirirsen" diye uyarmisti onu, "gerçek dostların kuşku duymazlar. oysa ki hainler hemen dikkat kesilir. hafiyeleri satin almaya bakarlar. yavas yavas gercek dostlarin aleyhine, dusmanlarinin ise leyhine raporlar almaya başlarsın. sözler, ister iyi, ister kem olsunlar, oklara benzerler; sürüyle atarsın içlerinden biri hedefi vurur. giderek gönlün dostlarina kapanır, hainler yanina yorene yerlesir, o zaman gucunden ne kalir geriye?"
Yoksulluk muydu beni huzuruna getiren?
Değildir yoksul azla yetinmeyi bilen.
Hiçbir şey beklemem senden saygıdan başka.
Dürüst ve özgür bir kişiye saygı göstermeyi bilirsen.
Düşüncem demem, ben demek: Onun için durduramıyorum kendimi. Düşündüklerimle varım... ve düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Şu anda bile hatta- korkunç şey- var isem, var olmaktan korku duyduğum için varım. Özlediğim yokluktan kendimi çeken benim, ben: Var olmaya karşı duyulan hınç, tiksinti, bütün bunlar kendimi var etmek, varoluşun içine gömülmek için bir sürü tarz.
Ah, bu var olma duygusu ne uzun bir şerit-ben de açıyorum onu... Düşünmekten kendimi alıkoysam bari! Deniyorum, başarıyorum: Kafam dumanla dolmuş gibime geliyor... derken işte yeniden başlıyor: Duman.. Düşünmemek... Düşünmemek istiyorum... Düşünmemek istediğimi düşünüyorum. Düşünmemek istediğimi düşünmemem gerek. Bu da bir düşünce çünkü. "Bitmeyecek mi bu hiç canım?"
İşte yine bana bakıyor. Bu kez söz söyleyecek, kaskatı hissediyorum kendimi. Aramızda yakınlık olduğundan değil: ikimizde benzeşiyoruz, sorun bu işte. O da benim gibi yanlız ama, yalnızlığa daha fazla gömülmüş halde. O da kendi Bulantı'sını ya da buna benzer başka bir şeyi bekliyor olmalı.