"Burada susuzluğunu giderecek bir içki bulamayacaksın." Kulaklarında sürekli yankılanan ses.. Kolları sürünmekten halsiz düşmüş, avuçlarında kan birikiyordu. Dar koridorun sonunda ahşap bir kapı görmüştü. Süründükçe uzaklaşıyor hissine kapıldı bir an. Ve o ses.. Susuzluğunu artırıyordu. Yaser'i düşündü bir an için. Yaser artık yoktu.
Zamanın olmadığı, hareketten yoksun, duyguların kaybolduğu bir durağanlık.. Varlık ve yokluk arasında ayrımın yapılamayacağı hislerin bilinmediği bir evren.. Gelişmeyen, yeşermeyen, sönmeyen..
Önünde binlerce yıldan beri uykusunda olan ova uzanıyordu. Dizleri, sahibini daha fazla taşımak niyetinde değildi. Kırıldı. Eli uzandı toprağa. Dokunuşunda bir fırtına hisseder gibi oldu. Bir çöl serildi sonsuzcasına.. Evrildi, dingin bir deniz, bir buzuldu şimdi. Şahini aradı gözleri. Bulanık.. Sadece toprağın kokusuydu var olan..