Üç süper devlet, birbiriyle savaşmak yerine, sürekli barış içinde kalarak birbirini kendi sınırları içinde rahat bırakma konusunda anlaşsaydı, sonuç neredeyse aynı olurdu. Çünkü o zaman da her biri dış tehlike baskısından uzak kalır, kendi dünyasında yaşamayı sürdürürdü. Gerçekten sürekli olacak bir barış, sürekli bir savaşla aynı kapıya çıkardı. Parti üyelerinin büyük çoğunluğu daha dar bir anlamda anlasa da, parti sloganının özündeki anlam budur: Savaş Barıştır.
Kitap onu büyülemiş, daha doğrusu düşündüklerini haklı çıkarmıştı. Gerçi bir bakıma yeni bir şey söylemiyordu, ama çekici gelmesinin bir nedeni de buydu. Dağınık düşüncelerini toplayabilseydi, o da kitapta söylenenleri söylerdi. Kendininkine benzemekle birlikte, daha güçlü, daha sistemli, daha korkusuz bir zihnin ürünüydü bu kitap. En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaptır, diye düşündü
Bu yörelerde bir yığın arkadaşı vardı –ve bu da yolculuk yapmayı
neden bunca sevdiğini açıklıyor. Her gün birlikte olmak gereksinimi
duymaksızın, insan her zaman yeni dostlar edinir. Papaz okulunda olduğu gibi,
insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya
başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar.
Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü,
efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini
kesinlikle bilmez.