"Gerçekten yaşadım mı?"
"Hiç sevdim mi? Gerçekten sevdim ve sevildim mi?"
"Bir önemim var mıydı? Gerçekten başkalarının hayatında bir fark yaratabilmiş miydim?" ...
"Neden son anınız geldiğinde bu sorulara mutlu cevaplar vereceğinizi bilerek yaşamıyorsunuz?"
"Bilirsin böcekler, çiçek ve tomurcukları emerek balını alır ama böceklerin dudaklarında o çiçek ve tomurcukların tortusu dahi gözükmez... Tanrı kendine taptırır; kendisi kulluk yapmaz... O, yokluk ile birlikte, tenhalıkta biraz vakit geçirdikten sonra varlığı tekmile ukaştırdı... Peki, yokluk nerede şimdi? Varlığın ona ihtiyacı kaldı mı artık? Varlığı doğurur doğurmaz loğusa yatağında ölüp giden bir anneydi yokluk."
"Bu dünyada bir başkasıyla konuşan biri var mı? Her ne kadar konuşma oluyorsa o konuşmalar insanların arasında değil, aksine kişi ile çıkarı arasında gerçekleşmektedir. İki yürek arasındaki konuşma, gerçekte kişinin bir çeşit kendiyle konuşmasıdır."
"O gece ay tutulması bekleniyordu. Tutulma akşamüzeri gerçekleşecekti. Holi'nin bez yırtması yasaktı, yoksa rahimdeki bebeğin kulakları patlardı. Dikiş dikemezdi, aksi halde bebeğin ağzı dikili doğardı. Baba evine mektuo yazamazdı, mektubun eğri büğrü harfleri bebeğin yüzüne kazınırdı. Ama önüne geçilmez bir istekle baba evine mektup yazmak istiyordu canı."