Hint deyince fakir, Çin deyince maymun beyni, Türkiye deyince cami, İran deyince molla, Arap deyince recm, Afgan deyince burka vesaire. Oysa bu ülkelerdeki milyonlarca insanın hayatı sadece bunlardan mı ibaretti? O toplumlarda insanların ve duyguların çeşitliliğine rastlanamaz mıydı?
Şaban zamanla şehre alıştı. Oturduğu gecekondunun yerine kaçak bir bina dikti, altında da bir dükkan açtı. Akrabalarıyla birlikte siyasi bir partinin yandaşları arasına girdiği için himaye edildi. Artık kentlilere çekinerek bakmıyordu, eline para geçmişti.
Kentli kızları aşağılıyor, sokakta karşısına çıkanlara amaçsızca kötülük ediyor, ikide bir 'Haaayt ulan!' diye bağırıyor, milli maçlardan sonra silah sıkıyordu. Yüzünden o insani gülümseme silinmiş, tam tersine gördüklerini aşağılayan, hakaret eden bir nefret yerleşmişti. Kentin yeni efendisiydi ve o eski efendileri aşağılama hakkına sahipti.
Böylece Şaban Recep'leşti.