Roman, 16. yüzyıl İngiltere’sinde, henüz on bir yaşındayken vebadan ölen Hamnet’in hikâyesini merkezine alır. Ancak bu kitap, yalnızca bir çocuğun ölümüyle ilgili değildir; asıl olarak geride kalanların, özellikle de annesi Agnes’in yas sürecini anlatır. O’Farrell’in anlatımı doğrusal değildir; zaman içinde ileri–geri sıçrayarak hem Hamnet’in ölümüne giden süreci hem de Agnes ile eşinin tanışma ve evlilik hikâyesini katmanlı biçimde sunar. Bu yapı, romanın duygusal etkisini artırır ve okuru metnin içine çeker.
Romanın en güçlü yönlerinden biri, Agnes karakteridir. Sezgisel gücü yüksek, doğayla ve şifacılıkla iç içe yaşayan Agnes, dönemin kalıplarına sığmayan bir kadın figürü olarak çizilir. Onun anneliği, yalnızca şefkatle değil, güçlü bir içgörü ve koruma içgüdüsüyle şekillenir. Çocuğunu kaybeden bir annenin yaşadığı yıkım, O’Farrell’in yoğun ama ölçülü dili sayesinde çarpıcı bir biçimde aktarılır. Yazar, melodrama kaçmadan, sade fakat sarsıcı bir anlatım kurar.
Romanda dikkat çeken bir diğer unsur ise, Hamnet’in babasının adının neredeyse hiç anılmamasıdır. Tarihsel olarak bu figürün William Shakespeare olduğu bilinse de, yazar onu çoğunlukla “baba” ya da “koca” olarak tanımlar. Bu tercih, odağı ünlü bir yazardan alıp aileye, özellikle de kadının deneyimine kaydırır. Böylece roman, edebiyat tarihinin gölgesinde kalabilecek bir yas hikâyesini merkezileştirir.
Hamnet, yalnızca tarihsel bir arka plan üzerine kurulu bir roman değil; kaybın, sevginin ve hatırlamanın edebi bir anıtıdır. Derinlikli karakterleri, şiirsel dili ve güçlü atmosferiyle uzun süre zihinde kalan bir eser olmayı başarır.