"İnsanız biz..." dedi Ceyla. "Bencil olmak, hata yapmak, günah işlemek, âşık olmak, pişmanlık duymak, acı çekmek ve hatta acı çektirmek; bunların hepsi insana özgü özellikler.."
Benim maskelerim var Ceyla!
Mutluluk maskesi, cesaret maskesi, umursamazlık maskesi, güçlülük maskesi, aşk maskesi, nefret maskesi, hüzün maskesi ve aklına başka hangi duygu geliyorsa onun maskesi mevcut bende.
Yeri gelir, cesaret naraları atarım; yeri gelir, "Ben her şeyin üstesinden gelirim!" derim; bazen de mutluluk oyunu oynarım.
Ama emin ol, bu yaşıma kadar hiçbir zaman senin gibi hayat dolu, mutlu, kendisiyle barışık bir insan olamadım. Öyle görün düğüm zamanlar bil ki rol yapıyorumdur, bil ki maskem yüzüme yapışmıştır, bil ki o kişi ben değilimdir..
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sevgili Ceyla,
Bugün kulağımda Sezen Aksu hep aynı şarkıyı söyleyip durdu.
"Anladım, sonu yok yalnızlığın...
Her gün çoğalacak...
Her zaman böyle miydi, bilmiyorum...
Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak..."
Sezen Yalnızlık Senfonisi'ni yazarken ne düşündü ya da neyi hayal etti bilmiyorum. Fakat bu şarkı benim bütün hüzünlü anlarımın tanığı olmuştur..
Mete elini Ceyla'nın omzuna atmış, Ceyla da Mete'ye sarılmıştı. O anın resmini çekip dedesine gösterse "mütemmim cüz" olmuş bunlar derdi. Adeta birbirlerini dengelemiş ve tamamlamışlardı. Tahin pekmez gibi, köfte patates gibi, karpuz peynir gibiydiler..
Egemen "Yani balığı boş ver, başka bir canlıyı düşün" derken makaraya alındığını fark etti. Ama intikamı gecikmedi. Parmağıyla Mete'yi işaret ederek "Öküz, mesela!" dedi.
Ceyla ellerini ağzına götürdü. Gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Mete ise hiç üzerine alınmamış gibi yaptı.
"Eee ne olmuş öküze?"
"Onun da ağzına bir kanca geçirip sallandırsak, bağıra çağı-ra can çekişse; ne hissedersin? Bunu bir vahşet olarak görürsün değil mi?"
"Ama o başka!"
"Başka değil kardeşim, ikisi de can. Balığın öküzden tek farkı, sesinin çıkmaması! Sırf sesi çıkmadığı için empati kuramıyoruz. Belki de attığı çığlıkları biz duyamıyoruz. Olay bu kadar basit.."
Egemen gözüyle önündeki tabağı işaret ederek "Bazen kendimi şu balık gibi hissediyorum" dedi.
Ceyla kıkır kıkır gülmeye başladı.
"Lezzetliyim, rakı ile de çok iyi giderim diyorsun yani?"
"Yok, öyle demiyorum."
"Ne diyorsun peki?"
"Yalancı yemle kandırarak, ağzına geçirdiğimiz bir kancayla yakalıyoruz bu balığı. Sonra çekiyoruz. Oltanın ucunda bir o yana bir bu yana çaresizce çırpınıyor. Kurtulmaya çalışıyor ama nafile, başaramıyor. Zokayı yutmuş bir kere, kancanın iğnesi de damağını yarıp geçmiş. Ve biz, o balık oltamıza takıldığı için kendimizi şanslı hissediyoruz. Hatta çırpınarak can çekişmesini keyifle izliyoruz. Sonra içi su dolu bir kovaya atıyoruz onu. Sırf tazeliğini korusun diye, yavaş ve acılı bir ölüme terk ediyoruz.."