İbn Sînâ’nın Zorunlu Varlık için kullandığı nitelemelerden biri de “cömertlik”tir. İbn Sînâ’ya göre genel olarak cömertlik (cûd), “herhangi bir karşılık almaksızın gerekli bir şeyi vermektir.” Bu tarifte, bir kimsenin cömert olarak nitelenebilmesi için gerekli olan üç kriter ön plana çıkmaktadır. Buna göre, cömertlikte öncelikle “verme” (ifâde) fiili söz konusudur. İkinci olarak, cömertlikle nitelenen kimsenin verdiği şeyin, karşı tarafın ihtiyaç duyduğu, arzuladığı bir şey olması gerekir. İbn Sînâ’nın verdiği örneği esas alırsak, ihtiyacı olmayan birisine bir bıçak vermek, cömertlik değildir. Üçüncü husus ise, bu fiilin herhangi bir karşılık için yapılmamasıdır. Zira karşılığında bir şey almak için başkasına bir şey veren kimse cömert değil, tacirdir.
İbn Sînâ bu noktada, “karşılık” (ivaz) kelimesinin kapsamı üzerinde de ayrıntılı bir şekilde durmaktadır. Ona göre insanlar, sadece maddî şeyleri “karşılık” kapsamında değerlendirmektedirler. Halbuki övgü ve teşekküre lâyık görülmek veya kınanmaktan ve yerilmekten kurtulma gibi şeyler de bir tür karşılıktır. Dolayısıyla şeref kazanmak, övülmek ya da yaptığıyla güzel görülmek için başkasına bir şey veren kimse cömert değil, satıcıdır yani bir anlamda alışveriş yapmaktadır. Bu durumda gerçek cömertlik, “kendi özünden ya da sıfatlarından bir yetkinliği, maddî-manevî herhangi bir karşılık beklemeksizin başkasına vermektir.” Tanrı söz konusu olduğunda ise cömertlik, “O’nun herhangi bir karşılık beklemeden, hiçbir amaç (garaz) ve kasdı olmaksızın varlık vermesidir.” Tanrı hakkında gaye ve amaçtan bahsedilemeyeceği iddiası, bu tarifte özellikle dikkat çekmekte ve İbn Sînâ da bu hususu müstakil olarak ele alıp incelemektedir.
•Türk islam felsefesi tarihi ll