Stefan Zweig Viyanalı hayat kadınlarını tarif ediyor: “Kendi yatağı olmayan, gündüzleri bir minderin üstünde uyuyup geceleri durmadan sürten; kullanılmış, kirletilmiş, bozulmuş bedenlerini şu karanlığın içinde bir yerlerde üç kuruş karşılığı herkese açan, açlığın veya bir serserinin zoruyla sürekli karanlıklarda dolaşan, polisin her yerde peşinde olduğu, hem avlanan hem avlayan en yoksul ve dışlanmış cinsten birkaç fahişe.”
“Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.”
Halil Paşa cigarasını paketin üstüne sinirli sinirli vuruyordu. Gözleri dalmıştı. Neden sonra yüksek sesle düşünür gibi konuştu:
“Yaşayabilir miyiz yalnız Anadolu’yla? Devleti yaşatabilir miyiz, demek istiyorum, Allah göstermesin halifesiz malifesiz?”