"Sen de kan satmış oldun artık, başın dönüyor mu?" diye sordu A Fang.
"Başım dönmüyor da," dedi Xu Sanguan, "sanki mecalim kalmamış gibi hissediyorum. Elim ayağım tutmuyor, yolda yürürken yürümüyor da süzülüyordum sanki."
"Mecalini sattın da ondan," dedi A Fang, "işte bu yüzden mecalin kalmamış gibi hissediyorsun. Bizim sattığımız şey mecal aslında, biliyor musun?"
"Konuk, evsahibinin eşeğidir." atasözünü anımsadım. Değil mi ki, konukluğu kabul etmiştim, öyleyse evsahibinin rica yumuşaklığına sarılmış buyruklarını yerine getirmek zorundaydım.