Dünyayı duyumsamamızı daha da sınırlayan yeni bir tehlike de şu: Sözde gelişmiş toplumlarda, iletişimi kolaylaştırarak üretim verimini artırma ve çabuk kar sağlama uğruna, daha çok değil, daha az sözcük kullanılıyor. Kısaltmalar, daha kısa ve daha işlevsel tümceler, duygu ve kavramdan yoksun daha işlevsel sözcükler kullanılıyor. Dil giderek, bir bilgisayar
dilinin basit biçimine dönüşüyor. Konuşulan dil giderek, gerek insan, gerek makine tarafından uygulanabilecek bir dizi talimat haline geliyor. Elbette, teknolojideki gelişmeye ve üretim ilişkilerindeki değişikliklere uygun olarak yeni sözcükler üreteceğiz. Bu bağlamda, dil gelişiyor. Ama bu, üretimde artış olmadan, daha çok kar sağlama anlamında bir gelişme. Sözcükler, bu anlamda, emperyalizmin yeni ele geçirdiği topraklann üzerine diktiği fetih bayraklarından farksız. Uzayın sonsuzluklarına doğru açıldığımız yeni çevreyi çarçabuk belirliyor ve düzenliyorlar. Bu da insan zihnini, kuşaklar boyunca sürecek standart bir düzene sokuyor. Dünya ve evren degişiyor, sözcükler degişmiyor. Zihinsel paradigma, her zaman en son degişen şey olarak giderek gerisinde kalıyor yaşamımızın.