Trump’ın "Trump Ice" (su), "Trump University" (ki hiç açılmaması gereken ve davalarla kapanan bir yapıydı), "Trump Shuttle" (havayolu) ve tabii ki Atlantic City’deki "Taj Mahal" başta olmak üzere batan kumarhaneleri... İş dünyasında "büyük deha" olarak pazarlanan bir figürün arkasındaki bu devasa başarısızlıklar serisi, aslında agresif bir marka pazarlamasının arkasında nasıl bir yönetim zafiyeti ve plansızlık olabileceğini çok iyi gösteriyor. Kemal Kılıçdaroğlu ile kurduğumuz analoji ise ilk bakışta farklı kulvarlar gibi görünse de sistemik bir "süreç yönetimi ve algı hatası" noktasında oldukça dikkate değer bir paralellik barındırıyor. Bu iki figürün başarısızlık hikayelerini yan yana getirdiğimizde şöyle bir tablo çıkıyor ortaya: 1. "Yenilgi" Döngüsünü Doğru Okuyamamak Trump: Girdiği birçok iş kolunda piyasa dinamiklerini, borç sarmalını ve hukuki sınırları doğru analiz edemedi. Kumarhane gibi "kasanın her zaman kazandığı" bir sektörde bile iflas bayrağını çekti. Ancak her başarısızlığı bir "yenilgi" olarak kabul etmek yerine, suçu sisteme ya da başkalarına atarak kendi mitini korumaya çalıştı. Kılıçdaroğlu: Karşısındaki siyasi mekanizmanın deterministik yapısını, sosyolojik katmanları ve seçmen matematiğini defalarca yanlış hesapladı. Üst üste gelen her seçim yenilgisini, sürecin yapısal hatalarını masaya yatırıp radikal bir strateji değişikliğine gitmek yerine; "aslında oyları artırdık", "şartlar adil değildi" gibi gerekçelerle rasyonalize etmeye çalıştı. Tıpkı Trump’ın batan şirketlerine rağmen "başarılı iş insanı" imajını sürdürme çabası gibi, o da her mağlubiyetin ardından "demokrasi mücadelesinin lideri" mitine sığındı. 2. Israr ve Esneklik Eksikliği İki isimde de ortak olan şey, çalışmayan bir formülde ısrar etme eğilimi. Trump, bir sektörde batınca
Siyaset
"Yürüdüğüm yol boyunca, kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim." Ernesto Che Guevara
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
TKP ve Erken Dönem Solun "İlerici Kemalizme" Biçtiği Rol Erken dönem Türkiye solunun (özellikle illegal TKP hattının ve Şefik Hüsnü ekolünün) en büyük zihinsel bariyeri, Kemalizm'i "feodalizme ve emperyalizme karşı burjuva demokratik devrimi" olarak görmesiydi. Bu kuramsal körlük, şu sonuçları doğurdu: Kürt İsyanları (1925 Şeyh Said, Ağrı, Dersim): Sol, bu isyanları feodalizmin, aşiretçiliğin ve İngiliz emperyalizminin gerici birer provokasyonu olarak kodladı. TKP’nin o dönemki yayın organlarında (örneğin Aydınlık dergisinde), isyanların bastırılması "feodalizmin tasfiyesi ve cumhuriyet ilericiliğinin zaferi" olarak alkışlandı. Ezilen halkın ulusal ve kültürel hakları, "mürtecilik" (gericilik) parantezine alınarak feda edildi. Mübadele ve Homojen Ulus İnşası 1923 mübadelesi döneminde meclisteki ve basındaki genel hava, ülkenin iktisadi ve toplumsal olarak homojenleştirilmesi üzerine kuruluydu. Dönemin ilerici/sol eğilimli aydınları dahi, gayrimüslimlerin gidişini "yerli ve milli bir burjuvazi ile işçi sınıfı yaratmanın ön koşulu" olarak gördü. Sınıf siyaseti yapması beklenen aktörler, ulus-devletin nüfus mühendisliğini "ilerici bir modernleşme hamlesi" olarak rasyonalize ettiler. 1942 Varlık Vergisi: "Sınıf Siyaseti" Maskeli Şovenizm Varlık Vergisi faciası yaşanırken, mecliste hiçbir "sol veya demokrat" mebus buna karşı çıkmadı. Aksine, dönemin kendisini solda, halkçılıkta konumlandıran figürleri (örneğin dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu) bu vergiyi "piyasayı gayrimüslim spekülatörlerden temizlemek ve Türk esnafını/işçisini korumak" gibi sahte bir "halkçı" argümanla savundu. İktisadi milliyetçilik, solun "sermaye düşmanlığı" jargonuna tahvil edilerek gayrimüslimlerin mülksüzleştirilmesi meşrulaştırıldı. 6-7 Eylül 1955: "Milli Galeyan" Bahanesi 6-7 Eylül
1000Kitap
Che Kardi dinlemek sağlam bir psikoloji gerektiriyor. open.spotify.com/track/27BpcQUjE...
Müzik
"Açlıktan ölen adamın cenazesinde yemek dağıttılar."
"Beni yok etmeye çalışan her şeye karşı, beni var eden tek bir şey vardır: inancım." —Che Guevara
Alıntı