aristoteles, insanların doğuştan akıl sahibi olduklarını yadsımıyordu. tersine, insanların en önemli ayırt edici özelliği aklın ta kendisiydi. ancak duyularımız olmadan akıl “boş” kalırdı. yani insanların doğuştan gelme “fikirleri” yoktu.
aristoteles, önce duyularda var olmayan bir şeyin bilinçte de var olmayacağını iddia eder. platon ise buna karşılık, önce fikirler dünyasında var olmayan hiçbir şeyin doğada var olamayacağını öne sürer.
platon doğada, etrafımızda gördüklerimizin gerçekte idealar dünyasında ya da insanın ruhunda var olan şeylerin yalnızca birer yansıması olduğunu söylerken, aristoteles bunun tam tersini ileri sürer: insan ruhunda var olan şeyler, doğadaki şeylerin bir yansımasıdır. yani gerçek dünya doğadır. aristoteles’e göre platon, gerçek dünya ile insanların algılayışlarının birbirine karıştırıldığı gizemci bir dünya görüşüne takılıp kalmıştır.
"biliyor musun, kendi on beşinci yaş günümü sanki dünmüş gibi hatırlıyorum. sanki o günden bu yana çok az zaman geçmiş gibi geliyor bana. daha o zaman da kendimi bir büyük gibi hissediyordum. ne garip, değil mi? hiç değişmemiş gibi geliyorum kendime."
“değişmedin de ondan! ‘değişen’ hiçbir şey yoktur. sen de sadece geliştin, büyüdün…”