Çünkü onun kalbinin atışını kendi kalbinde hissediyordu. Bir şekilde sızmıştı içine ve nereye giderse gitsin, sanki daima orada yaşıyordu. Baktığı her yerde onun fikri vardı, o derin gözlerdeki anlamlar sanki dünyanın her köşesine, güneşin her saatine yayılmış, Ülkü'nün baktığı her yerde pusudaydı.
Kalbi başkasına ait biri, ait olduğu kişiden uzakta ne kadar özgür olabilirdi ki?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Seni seviyorum… belki sadece iki kelimeydi ama duygularla savaşan biri için atom bombası etkisindeydi. Kelimeler değil, coşturdukları duygulara verdikleri güçtü kalbin bombasını patlatan.
Gözlerinde toplanan yaşların akmasına izin verdi. İlk defa ağlamak sanki serbestti.
Ağladı Ülkü… uzun süredir ilk defa kendini bıraktı ve hayata ağladı. Kaybettiği her şey için, hak ettiği ama sahip olamadığı her şey için saldı gözyaşlarını.
Bir tohum gibiydi bu his, bir gün gelir filizlenir umudu vardı. Selim vardı ve artık onu kendinden silmek zorundaydı. Varlığından böylesinde beslendiğini anladığın anda o şeyi silmek zorunda olmak nasıl da yıkıcıydı. Savaşlar görmüştü insanların birbilerini öldürdüğü ama en büyük acımasızlık galiba birini unutmak zorunda olmaktı. Ondan kalbini kurtarmak için kalbine bulaşmış olduğu kısmı kesip atmak, gerekirse kalpsizleşmek lazımdı.
Yağmur çiselemeye başladığında telaş etmedi, göğün suyunun göz yaşlarına karışmasına izin verdi. Dünya da onunla birlikte ağlıyordu sanki. Dünya ile paylaşabildiği duygular olduğunu düşündü. Bu gezegeni ne kadar sevdiğini düşündü. Canlı bir hücrenin içinde sadece ve sadece ona ait olduğunu düşündü ve bu düşüncede nihayet aidiyetle birlikte huzur buldu. Hayata aitti Ülkü, başka bir aidiyete gerek yoktu!