Denge, etrafımızda olan her şeye rağmen olmamız gereken kişiyi unutmamak değil miydi? Anlamak gerekirdi: Kendini anlattığın gibi değil, karşıdakinin yorumladığı gibiydi onun zihnindeki izin.
Kendi değerini başkalarının gözünden biçen kişilere merhamet göstermek gerekirdi, çünkü ancak onlara gösterilen merhamet onları uyandırabilirdi. Merhametti merhametsizliğin tek ilacı. İnsan kendi değerini bilmediğinde, kendisine ucuza değer biçecek biri mutlaka hayatına geliverirdi. Sana ne kadar değersiz olduğunu hissettirenlerle dolu bir hayat, lanetlenmişlikti.
Bir olaya bakış açını değiştirip, sorunun etrafında 360 derece dönebilmek, hayattaki tıkanıkları açmak için belki de tek çareydi. Ve kişinin kendine yaptığı en büyük yardım, başkasının ihtiyacı olan bir şeyi karşılamasında aracı olabilmekti, çünkü hayat farklı bedenlerde, farklı duygularla aksa da aslında tekti.
Kendimizden başka bir canın iyiliği için hayata yalvardığımızda doğuyordu insanlığımız. Belki de bu yüzden habire doğuruyorduk, kendimizden başkasını sevebilme kabiliyeti geliştirebilelim diye…