Ülkü'nün iç fırtınasını bir süredir hissediyordu Semiha, dışarıya tek bir meltem sızmasa da, onun ruhunda kasırgaların koptuğunu, düşünce okyanuslarında girdapların doğduğunu biliyordu. Büyümek diyorladı buna ve Ülkü doğasını baskılamak için öylesine yoğun, öylesine derin bir savaş veriyordu ki kendiyle, feci yenilecekti, Semiha emindi, çünkü insanın kazanamayacağı tek savaş kendisiyleydi. Ama o yenilgi öylesine kıymetliydi ki… işlevsiz düşüncelerimiz, gereksiz bilmişliklerimiz, ezbere hallerimiz içimizdeki meydanlarda verilen muharebelerde ayıklanıyor, karakterimiz bu yenilgilerden doğuyordu.
Reaksiyondu hayat, insanın kimyasını değiştiren, zihni düşünceden düşünceye, analizden analize ve nihayetinde şekilden şekile sokabilen zincirleme bir reaksiyon ve merak bu reaksiyonun atmosferiydi. Neyin merakına takıldıysa zihnimiz onun dünyasında var oluyordu gerçekliğimiz. Sorgulamak insanlaşmanın, insanlaşmak uyanmanın şartıydı ve sorgulayan biri, bir gün mutlaka ayağa kalkardı. İnsanlık bir gün mutlaka ayağa kalacaktı!
Gerçeği bilemezsiniz, çünkü neyi bilip bilmeyeceğinize gerçekler değil, birileri karar veriyor. Tarihi yazanlar sizin geçmişinizi bile istedikleri gibi yazıyorlar.
İşte bu yüzden, daha zekice ve geçmişi bugünün koşullarıyla yargılamadan, özellikle o günün koşullarını hesaplayarak düşünmek zorundayız! Ve kesinlikle geçmiş için savaşmamalıyız, çünkü savaşmamızı sağlayacak bir geçmiş yaratmak, genel geçer eğitim sistemi için öylesine kolay ki… özkaynaklarımızı yağmalamak isteyenler geçmişe yerleştirdikleri kin tohumları ile sizleri diledikleri gibi savaştırabilecek örgütlenmeye zaten sahipler ama bu örgütlenmenin aktif olabilmesi için tek bir şeye ihtiyaçları var: düşünmeden davranmakta emir eri olmuş, yönetimine girdikleri kişilerin tek bir lafına bakıp analiz etmeden hareket etmeye hazır insanlar.