Yeni bir gerçekliğe yaşam verenlerdir bunlar. Bu şair ve diğer yaratıcı kişilerin, varlığın kendisini ifade edenler olduğunu belirtir. Kendi ifademle, insan bilincini genişletenler bu kişilerdir. Onların yaratıcılığı, bir insanın dünyada kendi varlığını yapışının en temel görünüşüdür.
Yaratıcılık üzerine sorgulamamızın yüzeyselliğinin ötesine geçebilmesi için, yukarıdaki ayrımı netleştirmeliyiz artık. Burada ilgilendiğimiz, hobiler, kendi-işini-kendin-gör akımları, Pazar-günü-ressamlığı ya da boş zaman doldurma biçimleri değil. Yaratıcılığın anlamı, sadece hafta sonları yapılan bir şey olduğu düşüncesinden başka nerede bu kadar feci yitirilmiştir?
İnsanlar, sanatı, bilimi ve kültürün diğer yanlarını kendi yetersizliklerini telafi etmek için üretirler. Kabuğunun içine istenmeden giren bir kum zerresinin üstünü örtmek için inciyi üreten istiridye sık sık basit bir örnek olarak gösterilir. Adler tarafından, yüksek düzeyde yaratıcı bireylerin yaratıcı edimleriyle, bir eksikliği ya da organ geriliğini nasıl telafi ettiklerini göstermek üzere verilen birçok tanınmış örnekten biri de Beethoven'in sağırlığıydı. Adler uygarlığın da, insan tarafından, hayvan dünyasındaki diş ve pençe yetersizliklerinin yanı sıra, kendilerini hiç de dostane bir konumda bulmadıkları yerkabuğundaki görece zayıf konumlarım telafi etmek için yaratıldığına inanıyordu.
Birbirimizi nasıl anlayacağımızı yaşlandıkça daha iyi öğreniyoruz. İnşallah daha gerçek ve içten sevmeyi öğreniyoruzdur. Anlayış ve sevgi, sadece yaşla gelen bir bilgeliği gerektirir. Ama bu bilgeliğin gelişiminin en yüksek noktasında ortadan silineceğiz. Güzde sararan ağaçları göremeyeceğiz artık. Baharda zarafetle fışkıran kırları göremeyeceğiz. Her birimiz sadece yıldan yıla sararan bir anı oluşturacağız. Gerçeklerin en zoru bir diğer modern şair Marianne Moore tarafından şu sözcüklerle konmuş:
Nedir suçsuzluğumuz,
suçumuz nedir? Herkes
çıplaktır, herkes tehlikede
Nerden bu gözüpeklik…
Ve sonra ölümü ve onunla nasıl yüzleşeceğimizi tasavvur edip şiirini şöyle bitirir:
Duygudan ürkmeyen kişi, bilir nasıl
davranılacağını. Tıpkı o şakıdıkça
göğe doğru büyüyen ve çelikten biçimini
alan kuş gibi. Tutsak da olsa kendisi,
yetinmek ne aşağılık bir şey, der.
şakıyan güçlü sesi, ne katıksız bir sevinç.
İşte budur ölümlülük,
İşte budur sonsuzluk.
Sanatçılar genellikle kendi iç imgeleri ve hülyalarına dalmış yumuşak huylu insanlardır. Ama tam da bu onları baskıcı bir toplum için korkulu kılar. Çünkü sanatçılar, insanoğlunun süregelen kafa tutma gücünün taşıyıcılarıdır. Kendilerini, Tanrı'nın Yaradılış'ta kaostan biçimi yaratması gibi, kaosun içine ona biçim vermek için gömmeyi severler. Gündelik, duygusuz, alışılageldik olandan hiçbir zaman hazzetmeyerek devamlı yeni dünyalara doğru ileri atılırlar. Böylece ''soyun yaratılmamış vicdanı''nın yaratıcıları olurlar.