Sartre duygulanımların insanın başına gelen şeyler olduğunu kabul etmez. Ona göre, duygulanım, kişinin dünyadaki bulunuşunun bir sonucudur; bilinçli yaşantısının, edimlerinin uzantısıdır. Bu açıdan bakılınca, duygulanım, kişinin yaptığı bir büyüdür, kendini aşan dünyaya etki edemediği için, kendini değiştirerek dünyanın farkına varışını değiştirmek, böylece dünyayı değiştirme büyüsü.
Duygu bir çeşit yargılamadır. Entelektüel bir yargıdan farkı amacının kavramsal ilişkiler değil, öznel bir kabul ya da red kriterini gündeme getirmesidir.
Toplumsal eleştirinin (moral cesaretin) bu kadar yaygın, yaratıcılığın
(yaratıcı cesaretin) bu kadar düşük olduğu bir toplumda yaşamamızın nedeni,
sanatçılıkla entelektüelliğin (bu kadar ucuza) satın alınması değil mi?
Rollo May yazılarını hep tamamlanmamış göründükleri için yayımlamayı düşünmemiş -yaratının gizemi sürdüğü için. Sonra, "'bitmemişlik' niteliğinin hep kalacağını, bunun bizzat yaratıcı sürecin bir parçası olduğunu" anlamış.