Şimdi dünyanın alabildiğince büyük olduğunu hatırladım. Farklı umut, korku, his ve heyecanların, hayatın gerçek anlamını bulmak için bütün tehlikelere rağmen adım atmaktan korkmayanları beklediğini hatırladım.
“ Now I remember that the new world was wide and that a varied field of hopes and fears of sensations and excitements awaited those who had the courage to go forth into its expanse to seek real knowledge of life amidst its perils.”
-Jane Eyre
Bütün bunlar işkenceydi benim için... Sonu gelmez bir Çin işkencesi; çünkü beni sürekli olarak için için kızdırıp tasalandırarak, diken üstünde tutarak yıkıyor, mahvediyordu. Bana öyle geliyordu ki yanılıp karısı olsam bu tertemiz ruhlu, soylu, iyi adam beni çok geçmeden, tek bir damla kanımı akıtmaksızın öldürebilirdi de onun o lekesiz vicdanına hiçbir suçluluk gölgesinde düşmezdi. Bunu, özellikle, onu yatıştırmaya kalktığım zamanlarda seziyordum. Kendi üzgünlüğüme karşılık onda hiçbir üzgünlük bulamıyordum. Aramızdan kara kedi geçmesi onu hiç tasalandırmıyor, eski halimize dönmek için hiçbir özlem duymuyordu. Kaç kereler, gözlerimden ip gibi dökülenler yaşlar, birlikte okuduğumuz sayfayı ıslattı, ama onun üzerinde zerrece etkisi olmadı... Sanki yüreği gerçekten taş ya da demirdi... Bu arada kız kardeşlerine karşı eskisinden daha sıcak davranıyordu. Sanki yalnız bana karşı soğuk davranması aramızdaki soğukluğu belirtmeye yetmezmiş gibi bir de çelişkinin silahını kullanıyordu. Bunu kötülüğünden değil de ilke olarak yaptığından emindim.