Malınızdan mülkünüzden verdiğinizde pek fazla bir şey vermiş sayılmazsınız. Gerçekten vermek kendinden vermektir.
Çünkü mal mülk, bir gün gerekeceği endişesiyle alıkoyup sakladığınız şeylerden başka nedir?
Yokluk korkusu yoksunluğun bizzat kendisi değil midir? Kuyunuz suyla doluyken çekilen susuz kalma korkusu değil midir asıl giderilemez susuzluk?
Sahip oldukları çok malın pek azını verenler vardır; bunu nam olsun diye yaparlar ve gizli arzuları hediyelerini yozlaştırır.
Bir de aza sahip olup hepsini verenler vardır. Bunlar yaşama ve yaşamın cömertliğine inananlardır ki sandıkları hiç boş kalmaz.
Sevinçle verenler vardır ve o sevinç onların ödülü dür. Acıyla verenler de vardır ve o acı onları arındırır.
Verenler; verme acısını bilmeden, sevinç aramadan, erdem kaygısına düşmeden verenler vardır bir de; şu vadideki mersin ağacının kokusunu havaya saçması gibi verirler.
Tanrı böylelerinin elleri aracılığıyla konuşur ve gözlerinden gülümser dünyaya.
İstenince vermek iyidir, fakat istenmeden, ihtiyacı anlayıp da vermek daha iyidir; eli açık olanlar için, alacak olanı aramak vermekten daha büyük bir sevinçtir.
"Veririm ama sadece hak edenlere" dersiniz sık sık. Ne meyve bahçenizdeki ağaçlar böyle der ne de çayırlarınızdaki sürüler. Onlar yaşayabilmek için verir; çünkü vermekten kaçınmak yok olmaktır.
Günler ve geceler bahşedilmeye değer bulunmuş olan, sizin vereceğiniz başka her şeye layıktır kuşkusuz.
Hem hayat ummanından içmeyi hak etmiş olan, sizin küçük derenizden tasını doldurmayı da hak eder elbet. Bir şeyleri alma cesaretinde ve güveninde, hatta hayırseverliğinde yatandan daha büyük bir ödül var mıdır?
Hem siz kim oluyorsunuz ki çırılçıplak değerlerini ve utanmasız gururlarını görebilesiniz diye önünüzde göğüslerini bağırlarını yırtıp gururlarını