“benim bir abim vardı weakly, o da öldü.”
“abin mi vardı? üzüldüm. ne zamandı bu? ne oldu?”
“uzun zaman önceydi. on yaşındaydım. kendini astı.”
“yüce tanrım!”
“bir keresinde ben de ölüyordum, taşocağındaki göle atlamıştım. yüzme bilmiyordum. hala da bilmiyorum. abim hemen arkamdan atlamıştı. bir şekilde beni kıyıya çıkarmıştı.
“anlıyorum. abin seni kurtardı, bu yüzden sende onu kurtarabilmen gerektiğini düşünüyorsun. öyle mi? ama elizabeth, yüzme bilmiyormuşsun; abin o yüzden arkandan atlamış. şunu anlamalısın ki intihar öyle bir şey değil. intihar çok daha karmaşık bir şey.”
“weakly, o da yüzme bilmiyordu.”