Okur, biraz da karalar.
Okumak iptiladır, müptelalara selam olsun. “Umut belki de gelecek sayfadadır. Kapatma kitabı” Henüz yazılmamış olandadır umut.
Kitap kokusu güzeldir; eski kitap kokusu ise muhteşem
Denizli’nin horozu, tozu ve yazarı meşhurdur derler. Bunu da nereden çıkardın, “Yazarı” değildir o dediğinizi duyar gibiyim. Onu bunu bilmem, ben bir tane Denizlili yazar tanıyorum sonuçta.
Efendim yazarlar kalplerini açarlarmış kitaplarında. Okuyucu da eli bir artırır ve kendi yaraları üzerinden görürmüş kendisine sunulan hikayeyi.
Sevgili Demet’in kaleminden her daim memleket özlemi damlamakta;
onun hikayelerini okurken derin bir nefes alırsanız eğer, Sarayköy toprağının kokusunu bile hissedersiniz, sakın ha şaşırmayın.
Toprak öğesini daha önce başka hikayelerinde de yakalamıştım Demet’in. Hem de olabilecek en tatlı pekmezleri yaparken kullanılan türünden. “Teyzem Nergis Açtı”da bu defa o evin önünden geçerken başlıyorsunuz toprağın kokusunu almaya.
Hikaye bir düğünde başlıyor; buram buram barut kokan bir anadolu düğününde, sevdiğine sarılacağına silaha sarılanların katıldığı. Dünyanın başka hiç bir yerinde görülmeyecek bir hadisedir bu anlamsızlık ve nasibimize acı ve utanç kalmaktadır son tahlilde.
Denizli dedik ya başta; tamam kabul ediyorum benim hayat öykümde çok önemli bir kilometre taşıdır orası, hatta ilk görev yerimdir bu cennet vilayet. Keşkekli düğünlere az katılmamışımdır. Demet Eker hikayelerinin peşinden belki de bu yüzden koşmaktayım. Ancak daha da fazlası karşıladı beni bu kitapta. “Kırkyama”nın birinci hikayesi “Teyze” üzerine çünkü.
Benim için en özel kelimelerden birisidir teyze. Hani anne yarısıdır derler ya, benim hayatımda yarımlara pek yer yok anlaşılan, bir gün aniden anneye dönüşüvermişti canım teyzem benim hayatımda.
Nergis tohumlarını kalplerine eken, çiçeklerle, çocukların mutluluğuna hayatını adayan tüm teyzelere gelsin bu güzel kitap. Başta benim canım teyzeme, Süreyya’ma.
Evet hikayede de dediği gibi: “Nefes alıyorsak çare