"Halkçıyız..." denirdi. Amir, memur, müstahdem "Halkçıyız..." derdi. Halkımız bu "halkçılık"tan kahrolurdu. Halkevlerinde, " palas"larda Beylerin düzenlediği baloları halkımız kapı aralığından bile göremez, esasen bu rezaletleri görmek de istemezdi. Bürokrasi lüks tüketimdeyken, sefalet sokaklarda kol geziyordu. Ekmek derdindeydi halkımız.
Ama öyle bir hale geldim ki, çıldıracaktım. Düşünüyordum: gidersem istikbalimi kaybedecektim, fakat durursam aklımı.. Yalnız kaldığım günlerde benim yegane dostum olan aklımı.
Memleketin bende bıraktığı yegane intiba basitlik oldu. Burada tabiat basit, muhit basit, halk basit, hülasa her şey basitti.. Benim gibi karmakarışık ruhlu bir adamın böyle yerlerde ne hale gireceğini tasavvur et.
Halbuki ben onun için bir hiçtim; gelmiş geçmiş birisi.. Nasıl anlatayım efendim, çorabının yırtığı, şapkasının kurdelesi kadar benimle alakadar olmuyor, evlerindeki kedi kadar bile beni sevmiyordu.
Ah,reis bey, sevmek, hele benim gibi sevmek berbat bir şeydir. Hayatımda yalnız o vardı. Gözümü kapadığım zaman onu, açtığım zaman onu, uyuduğum zaman onu, uyandığım zaman onu görüyordum.