Ebeveynlerin yanıldığı bir nokta vardır: anne ya da baba çocukla çatışır. Ertesi sabah çocuk hiçbir şey yaşanmamış gibi devam eder ebeveyn ile iletişimine. Yetişkinlerde böyle bir durumda her şeyin yolunda gittiğini zanneder, halbuki önyargı birikimdir. Belli noktadan sonra kişiye acı vermeye başlar yaşadıkları. Çocuk kalp kırıklıklarını, aşağılanmaları, kısıtlanmaları, değersizlikleri, ona söylenen kötü sözleri unutmaz asla. Biriken damlalarla bardağı taşması ise genellikle ergenlik sonrasına denk gelir.
Sağlıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi yetişkinlerin yücelerde değil erişilebilir olmasında gizlidir. Her şeyi bilmek önemli değildir, çocuk gibi olabilmek esastır. Çocuğun yaşadığı duygusal yoksullukları giderebilmek için hep aynı yere samimiyetle beklemek gerekir.
Aidiyet'in kırılmasındaki en önemli faktör değersizlik hissidir. Çocuğa ya da insana yapılabilecek en büyük kötülük onun varlığını görmezden gelmek ve ona kendini değersiz hissettirmektir. Bu iki unsur; kişilik kaybı, davranış bozuklukları ve aidiyet yoksunluklarını beraberinde getirir. Değer-değersizlik kişiden kişiye sözlü ve sözsüz iletişimle geçer. Eğer ebeveyn çocuğa insan olmaktan kaynaklanan sevgi, saygı ve değeri vermiyorsa çocuğun hissedeceği şey değersizliktir.