Necati karapinar, bir alıntı ekledi.
18 May 17:27 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Soytarı olan ben değilim, deliliğini gizlemek için ciddiyet oyunu oynayan şu aklın,mantığın alamayacağı ölçüde sinsi,bönlüğünden bile habersiz toplum.

Kafka Okur Sayı 14, Kolektif (Sayfa 9)Kafka Okur Sayı 14, Kolektif (Sayfa 9)

Hayattan tad almak için ruhumuzu dengelemeliyiz.
Her şey kararında güzeldir. İnsan ruhu fazlalıktan sıkılır, noksanlığa katlanamaz, sadeliği sever. Su, aş, yaşam, düşünce, sevgi, acı, ciddiyet, mizah, her şey ölçüsünde güzeldir. İç sıkıntılarınızı kafanızdan geçirin. Hepsinin içinde bir noksanlık veya bir fazlalık olduğunu göreceksiniz.

Ayasli ve Kiracilari...Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ayasli Ibrahim Efendi tarafından işletilen yeni bir apartmanın 9 odalı evinde kalan farkli insanların yaşam kesitlerinden oluşur .

Ayasli ve Kiracılari Memduh Şevket Esendal'in en önemli yapıtlarından birisidir .
Edebiyatimizin önemli Durum Öykücülerimizden yazar bu romanda bolca diyaloğa yer vermiştir.Konusu toplumun gerçekliliğine dayanır .Türkçe çok güzel ve gayet anlaşılır kullanılmıştır.Hatta daha eski, anlaşılması zor kelimeler kullanılmıştır diye düşündüm.Gayet akıcı ve anlaşılır olmasına hayret ettim.Bol isimli ,bol diyaloglu,karşılıklı konusmali iç içe ,tıkış tıkış ,dedikodulu bir eser :)Kadınlar noktasında temas ettiği hususlar ,ahlaksizliklar acı bir gerçek de olsa rahatsızlık verdi bana.

Romanı o odalardan birisinde kalan, banka memuru olan,ismini bilmediğimiz bir aktaricidan dinliyoruz.Yazar dönemin ahlaki cokuntulerini,alkol,kumar,
bencillik,tembellik,tenperverlik,paraya duskunluk,rüşvet,sadakatsizlik gibi hastalıkların toplumu nasıl felakete suruklediginin altını cizmistir.Hatta o kadar bunaltıcı yaşamlar ki o apartmandan ,o odalardan,o odadaki insanlardan bir önce kaçıp kurtulasiniz geliyor.

Nasıl ki sağlam cemiyet, sağlam ailelerden, sağlam aileler de sağlam fertlerden meydana gelir. Bundan dolayı yazar Ankara'daki farklı yaşamları odalara bölerek ayrı ayrı toplumbilimcisi gibi tek tek yaşamlarını inceleyerek ,toplumun kilcallarina ferdan ferda inerek o tabloyu zihinlerimizde resmederek sağlam bir ailenin ,manevi ve ahlaki değerlerin ne denli önemli olduğunun altını çizmistir.Alkol,kumar,paraya duskunluk,sadakatsizlik sebebiyle fertlerde oluşan iç deformasyon ve ruhsal bozukluklar ciddi bir rehabilitasyona tabi tutulmazsa -kendilerine bir faydaları olmadığı gibi -bütün bütün kimliklerini yitirip topluma zararlı parazit haline donusmeleri tehlikesi ile karşı karsiyalar.

Dolayısıyla evlilik gibi ciddi muessesede de anlaşmazlıklar olduğu vakit eşler bedenleriyle hanenin içinde olmasına rağmen ruhen yakinlasamadiklari için ruhen birbirlerinden uzak, hanenin dışında yasayacaklardir.
Huzur ve emniyet vermeyen yuva da toplumu delik deşik edecek ;onun bozulması, raydan çıkması da milletlerin yikilisina zemin hazirlayacaktir .

Bütün hayatlarını otelin soğuk duvarları arasında huysuzluk,ahlaksızlık ,kavga ve gürültüyle geçiren ailelerin yetiştirdiği nesiller için o yuva handan otelden öteye geçemeyecektir,sağlıksız bir nesil ortaya çıkacaktır .Yine de yazar böylesine karanlık tablo sunduktan sonra tesis ettiği Turan ve Selime ile kurulan sağlam yuvayla ümit vererek , mukaddes bir cemiyetin küçük çapta organize edilmiş hucresinin nasıl olması,nasil bir yol izlenmesi,nasil islerlik kazanması gerektiği ve sağlam yuvanın önemi ile alakalı önemli bir mesaj vermiştir.

Son olarak insanın insanlığı nasıl ki yuvada tamamlanirsa aksi taktirde
yuvanın ,manevi ve ahlaki değerlerin ciddiyet ve ağırlığı ile oynamak insanlık hakikatine dokunmak ,onu hafife almakla esdegerdir .Bu da çöküsün ,bataklığa suruklenisin işaretidir .

Keyifli okumalar ....

Ayşe*, bir alıntı ekledi.
16 May 11:30 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Almanlar
“Mutluydular, ama bizdeki gibi lüzumlu lüzumsuz ikide bir gülmüyorlardı. Çok ciddiydiler. Belki de bu yüzden mutluydular. Hayat sorumluluk gerektiren ciddi bir işti onlar için. Bizimki gibi körüne bir uğraş, bir acı imtihanı değil. Ama bu ciddiyet hayat dolu, olumlu bir şeydi. Perdedeki ayılar ve balıklar gibi renkli ve ölçülü bir mutlulukları vardı.”

Kar, Orhan Pamuk (İletişim Yayınları-ePub)Kar, Orhan Pamuk (İletişim Yayınları-ePub)

Size bir öğretmenlik anımdan bahsedeyim. Görev yaptığım son okuldaki ilk öğretmenlik günüm idi. Bilirsiniz, ilk gün hep bir tanışma merasimi ile geçer. Okulun son saatiydi ve 5. sınıfa dersim vardı. Yaşları 10-11 olan bir grup çocuk... Tanışıyoruz. Sıra Orkun isimli sarışın, fırlama, zeki çocuğuma geldi.
-Ee Orkun, peki sen ne olmayı düşünüyorsun büyüyünce, dedim. Gözlüğünü düzeltip ciddiyet takınışı hala gözlerimin önünden gitmez.
- Öğretmenim, ben aslında 5 yaşıma kadar mimar olmak istiyordum. Evler yapacaktım. Ama sonra ben 5 yaşımdayken dayım trafik kazası geçirdi. Arabanın içinde küçücük olan kuzenim de vardı. Onlar öldüler. Ama ne oldu biliyor musunuz, onlara çarpan adam hapse girmedi. Hem adam içki içmiş. Sarhoşmuş. Ama yine de hapse girmedi. Işte o zamandan sonra ben avukat olmaya karar verdim. Suçlu insanların hapse girmesini sağlayacağım .

Ah! Ah çocuk! Keşke dünyayı senin eline verseler de cenneti başka yerde aramasak...
O gün sanki çarpildim. 10 yaşındaki Orkun sanki koca bir adamın kafasını taşıyordu.
En çok da kalbini taşıyordu.
Fakat ne yazık ki koca adamlar, Orkun 'un koca kafasından ve olculemez kalbinden yoksunlar.
Sonra aklıma Bülbülü Öldürmek kitabındaki o cümle geldi.
"Sanırım avukatlar da bir zaman çocuktu. "

Gizem Aslan, bir alıntı ekledi.
13 May 17:54 · Kitabı okuyor

Amerikalıların dediği gibi, ciddiyet kediyi öldürür.

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 66)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 66)

An’lar
Şiir : Jorge Luis Borges

Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer,
oturup saymazdım eski yanlışlarımı.
Kusursuz olmaya çalışmaz, rahat bırakırdım yüreğimi.
Neşeli olurdum, geçmişte olmadığım kadar,
ve elbette çok daha coşkulu olurdu sevdalarım,
içine de yeterince ciddiyet katardım.
Bu denli temiz, titiz olmazdım hiç, öyle bir şansım olsaydı eğer.
Hiç çekinmezdim daha fazla riske girmekten de…
Daha çok yolculuklara çıkar, gündoğumlarını kaçırmazdım asla;
hele dağlara tırmanmanın, ırmaklarda yüzmenin keyfini…
Hiç bilmediğim yerlere giderdim, gidebildiğimce.
Doyasıya dondurma yer, boşverirdim kuru nimetlere.

Öyle bir şansım olsaydı eğer, dertlerim de
yalnızca düşlerin değil, yaşamın gerçeğini taşırdı.
İşte onlardan biriydim ben ömrü boyunca hani, her saniyesini
verimli kılmaya çalışan insanlardan biri.
Ama aynı an’lara yeniden geri dönebilseydim eğer,
yalnızca iyi ve güzel olanları tatmak isterdim, mutlu an’ları…

Farkında değilseniz hâlâ, öğrenin artık:
Yaşam an’lardan oluşur, sadece anlardan, şimdi’yi yakalayın.
Yanında termometresi, bir şişe suyu, şemsiyesi
ve paraşütsüz yerinden kıpırdamayan bir insandım ben.
Ama yeni baştan yaşayabilseydim eğer,
yüksüz, iyice hafiflemiş olarak çıkardım yolculuklara.
İlkbahara yalınayak girer, sonbahara dek unuturdum ayakkabıyı.
Hiç bilinmeyen yolları keşfeder, tadına varırdım günışığının,
Çocuklarla daha çok oynardım, yeniden bir şansım olsaydı eğer…
Ama ne çare.. İş işten geçmiş ne yazık ki!
85’indeyim artık ve biliyorum ki… Ölmekteyim.

Her şeyi ciddiye alıyorduk.
Sanki ölümsüzmüşüz gibi,
ve her gün bir bardak çayla kandırıyorduk
Ciddiyet hırkası giydirdiğimiz dünyalık dertlerimizi....

Dostluk ciddi bir iştir. Ölçüsüz samimiyeti, seviyesizliği ve özensizliği kabul etmez. Kalbî dostluklarda her zaman bir ciddiyet vardır.

Gökhan Ergür

Volkan AY, bir alıntı ekledi.
07 May 03:21 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Yanında söylenenleri anlamaya anlamaya, sonunda kuşkucu bir karakter kazandı. Bu alıngan ciddiyet havası bundan ileri geliyor.

Düşüş, Albert CamusDüşüş, Albert Camus