9/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 00:00
Aklın Rüyası, felsefe tarihi yazımı içinde “okunabilirlik” ile “tarihsel ciddiyet” arasındaki nadir denge noktalarından birinde duruyor. Kitap, Antik Yunan’dan Rönesans’a kadar Batı düşüncesini kronolojik bir hikâye gibi anlatmakta. Bunu da fikirlerin birbirini nasıl doğurduğunu gösteren bir entelektüel anlatı olarak yapıyor. Gottlieb, filozofları kutsal figürler gibi ele almıyor; onları hata yapan, tartışan, kimi zaman da açıkça yanılan insanlar olarak sunuyor. Bu tavır, metni daha “insani” yapmış ama bazı cümlelerini de itiraza açık bırakmış. Bu yüzden zaman zaman "Haydi ya öyle miymiş!" cümlesini kurarken buldum kendimi. Platon ve Aristoteles bölümleri kitabın omurgası sayılabilir. Gottlieb burada hem açıklayıcı hem de eleştirel bir yaklaşım göstermiş. Platon’un ideal dünyasını tarihsel bağlamına yerleştirirken, Aristoteles’i daha sistematik ve “bilimsel düşünceye yakın” bir figür olarak göstermiş. Sonuç olarak kitap, felsefeye teknik uzmanlıkla değil, tarihsel bir merakla yaklaşanlar için yararlı olabilecek bir başlangıç olabilir. Felsefe tarihine aşinaysanız şaşırtıcı cümleler okuyabilirsiniz.
Aklın RüyasıAnthony Gottlieb · Vakıfbank Kültür Yayınları · 20252 okunma
10/10
·112 syf.··
2026 68. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 23:00
Bayıldım kitaba. Kitabın farkı yazarın “Batılılaşmış bir İranlı” olması. Batı’nın gizli olan birçok arşivine erişebilmesi de bu yüzden. İngiliz müttefiki ve bu yüzden farklı görüşleri var. Saf İranlıların aslen Avrupalı olduğuna dair varan görüşler. Ama ben beğendim çünkü Ömer Hayyam’ın şairlikten önde gelen bilim adamı ve filozof yanına çokça vurgu yapmış. Hatta rubaileri, sıkı çalışmalarının arasında rahatlamak için sığındığı bir liman olarak belirtmiş. Semerkant romanından, Sadık Hidayet’in Hayyam’la ilgili çalışmalarından bile bahsediyor. (Hayyam’ın Teraneleri kitabı hiçbir yerde bulamıyorum). Birçok rubai onun adına uydurulmuş bunu gösteriyor. Sadece “şarap” şairi değil. Bu bir sembol, tüm kötülüklere karşı bir panzehir. Ruhban sınıfının, katı şekilci dinciliğin hiçbir dönemde insan zihnine pranga vuramayacağının protestosu. Ömer Hayyam bilinemezciliğin yanı sıra bir “Melâmet Hırkası” örneği, dönemindeki kavgalardan uzakta oturan bir düşünce, sonuçsuz tefekkürler ve nafile tartışmaların uzağında zarif bir ciddiyet, pervasız neşe…Biraz tarafsız veya insaflıca bakılınca ona vurulup takılı kalmamak elde mi?
Ömer Hayyam’ın HayatıJ.K.M. Shirazi · Tarih ve Kuram · 20173 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 69. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:56
Ülkemizin içinde bulunduğu bozulmanın her alanda yarattığı tahribat göz önüne alınırsa, dördüncü güç medyanın bugünkü durumuna şükredilmeli ve yazarın kitap içerisinde dile getirdiği şakalarla dolu manzaraya "içinde bir miktar ciddiyet payı olacağı" varsayımı ile bakılmalıdır.
Ko-medyaYalçın Pekşen · Say Yayınları · 200811 okunma
Bu sefer sandıktan ne çıkacak
Puan vermedi·160 syf.··
2026 25. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:11
İhsan Oktay Anar’ın romanlarında dikkatimi çeken ortak noktalardan biri de sandık motifi. Neredeyse her kitabında bir şekilde karşımıza çıkan bu unsur, yazarın anlatı dünyasının vazgeçilmez parçalarından biri gibi. Sanki Anar, her romanında okurunun önüne yeni bir sandık koyuyor; biz de kapağı aralandıkça yalnızca hikâyeyi değil, hikâyenin ardında saklanan anlamları da keşfediyoruz. Tiamat da benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Roman oldukça akıcı ilerliyor. Olaylar hız kesmeden devam ederken Anar yine kendine has diliyle gerçek ile hayali, ciddiyet ile mizahı ustaca harmanlıyor. Kitabın sayfa sayısı çok yüksek olmasa da içine sığdırdığı dünya oldukça geniş. Bazı denizcilik terimleri ve teknik ayrıntılar zaman zaman okuma hızımı düşürdü. Ancak bu detaylar kitabın atmosferine hizmet ettiği için çok da rahatsız edici gelmedi. Zaten Anar okurken her şeyi eksiksiz anlamaya çalışmaktan çok, anlatının akışına kendini bırakmak gerektiğini düşünüyorum. Yazarın eserlerinde sıkça karşılaştığımız o gizemli obje ya da sandık motifi burada da hissediliyor. Sanki karakterler kadar eşyaların da bir hafızası var ve hikâye, saklanan bir sırrın etrafında dönüyor. Bu yönüyle Tiamat bana yine klasik bir Anar romanı hissi verdi. En sevdiğim tarafı ise kitabın okuruna kesin cevaplar vermemesi oldu. Son sayfayı kapattığınızda aklınızda olaylardan çok sorular kalıyor. Belki de İhsan Oktay Anar’ın büyüsü tam burada yatıyor: Hikâyeyi bitiriyor ama düşünmeyi bitirmiyor. Kitabı bitirdiğimde zihnimde denizin tuzu, birkaç güzel cümle ve cevabını kendim arayacağım sorular kaldı. Belki de bu yüzden son sözü kitaba bırakmak en doğrusu: “Acaba hepimiz hayal mi gördük? Cümleten çıldırdık mı? Altını demirle mi karıştırdık, meleği ifritle, Tanrı’yı şeytanla? Işığa gidelim derken karanlığa mı
Tiamatİhsan Oktay Anar · Everest Yayınları · 20225,5bin okunma
8/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 16:28
Tutunamayanlar bir hikâyeden çok bir iç konuşma gibi ilerliyor. Başlangıçta Selim Işık'ın hikâyesi gibi görünse de zamanla odağı Turgut Özben'in kendi benliğine dönüşüyor. Selim'i anlamaya çalışan Turgut, aslında kendi parçalanmışlığını keşfediyor. "Ben ne dediğimi biliyorum. Benim, Turgut Özben'in öz benliği..." gibi bölümler, romanın özünü özetler nitelikte: kimlik, dil ve benlik arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşıyor. Kitap boyunca altını çizdiğim sayısız cümle oldu... Oğuz Atay, "ait olamama" duygusunu son derece güçlü bir şekilde hissettiriyor. Atay, burada sadece bir karakter anlatmıyor; dili bir oyun alanına çeviriyor. Mizah ile ciddiyet, ironi ile hüzün aynı cümlede yan yana durabiliyor. Bu yüzden kitapla kurulan ilişki bir "takip etme" değil, bir "ritim yakalama" meselesi. Uzun aralar vermeden, metnin o oyunlu diline kapılarak okunduğunda gerçek tadı ortaya çıkıyor. Çünkü bu kitap, anlaşılmaktan çok hissediliyor. Sonunda geriye net bir hikâye değil, bir ses kalıyor: biraz Selim, biraz Turgut, biraz da okurun kendisi... 1000Kitap Destek 1001Kitap Tutunamayanlar Oğuz Atay
Alıntı
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
6/10
·263 syf.·
2026 9. kitabı
Murat Menteş kitaplarının çokça yorumlandığını görüyordum ancak okuma fırsatım olmamıştı. Kütüphaneden Ruhi Mücerret kitabını edinmiştim ancak zamanında bitiremediğim için iade etmiştim. Yazarın alengirli ve biraz yorucu bir dili olduğu aklımda kalmıştı. Doğru hatırlıyormuşum. Dublörün Dilemması polisiye bir roman dersek sanırım yanlış olmaz, sadece biraz eksik olur. Kitap boyunca ortaya karışık bir genel kültür bombardımanına tutuluyoruz. Kitaplardan alıntılar, müziklere göndermeler, yazarlar, filmler, sanat, tarih vs. vs. Yazarın ilk romanı olması sebebiyle kendini kanıtlama gayreti içinde miydi yoksa kafasındaki kurgu gereği karakterlerin çok entelektüel olduğunu ispatlama ihtiyacı mı hissetti bilemiyorum ama sürekli bir şeylere göndermeler yapması bir yerden sonra sıkıyor. Tamam üstad sensin duygusu oluşturuyor. Kitap karakterlerin gözünden bölümlere ayrılmış. Yaşanan olayları başından sonuna farkı karakterlerin gözünden tekrar tekrar okuyoruz. Ben bu tarzı hem kitaplarda hem de filmlerde seviyorum. Tekrar okurken bunu fark etmiştim, bak burayı fark etmemişim gibi ne kadar dikkatli okuduğunu veya izlediğinin farkına varmış oluyorsun. Aynı zamanda da ben anlamıştım zaten hissine de sebep olabiliyor. İyi bir şekilde kurgulanırsa keyifli bir ilerleyiş, bu kitap için ne iyi ne kötü bir kullanım. Nuh karakteri biraz fırlama ve hazır cevap bir karakter. Yağ gibi üste çıkmak amacıyla yalan dolan her şey var. Yazar ara ara bizimle genel kültür bilgileri paylaşıyor ama bunları Nuh sallıyor mu yoksa gerçek bilgiler mi ikileminin oluşumu (en azından başlarda) hoşuma giden yönlerden. Kitap yer yer kara mizah ögelerine sahip, karakterlerin bazı hovardalıkları, bazı acı olayların dalgaya alındığı, komik şeylere ciddiyet katılmaya çalışıldığı yerler oluyor. Ciddiyetin olması gerektiği
Edebiyat & Roman
Dublörün DilemmasıMurat Menteş · İletişim Yayınevi · 200517,7bin okunma