"Ben öteki paraların arasına sıkışmıştım. İlk önce onlar tutuştu. Alevlerin arasında parlamadan evvel birkaç saniye kıvrandım. Senelerden beri başımdan geçenler, hep birden gözümün önüne geldi. Bereket versin, artık çilem dolmuş olacak ki birkaç saniye sonra şu sobanın içindeki küllerin arasına ben de karışacaktım. Sevindim. Hiç olmazsa böylelikle olsun insanların arasından sıyrılıyor, elden ele sürünmekten kurtuluyordum. Artık onların üzüntülerine, acılarına, ortak günahlarına, kötülüklerine alet olmayacaktım... Bu kurtuluş ümidiyle kendimi alevlerin arasına koyuverdim. Ondan ötesini bilmiyorum."
Bu bir roman. Kısa ama zekice kurgulanmış bir roman. Okurla konuşan bir lira elden ele dolaşırken farklı insan tipleriyle karşılaşır. Bu süreçte toplumun ekonomik, ahlaki ve sosyal katmanlarını okura gösterir. Para burada yalnızca bir nesne olarak değil, insanların karakterlerini açığa çıkaran bir “test aracı” gibi işlev görüyor. Kimi cimriliğini, kimi savurganlığını, kimi de çaresizliğini bu küçük nesne üzerinden gösteriyor.
Olay örgüsünde “hikâye anlatmak”tan çok, “ders vermek” amacı güdülmüş. Liranın cep veya cüzdanına girdiği karakterler derinlikli olmaktan ziyade, temsil ettikleri özellikler üzerinden ele alınmış. Bu da metni edebi bir eserden çok, alegorik bir anlatıma yaklaştırmış. Ancak bu durum, yazıldığı dönemin pedagojik anlayışı düşünüldüğünde şaşırtıcı değil. Çünkü edebiyatın önemli bir işlevi de ahlaki eğitimdir. Eser, 1932 yılında, Cumhuriyet gazetesinde bir seri olarak yayınlanmış.
Bugün kitabın asıl değeri, estetik derinliğinden çok, tarihsel tanıklığında ortaya çıkıyor. Yazıldığı dönemin değerler sistemi, paranın anlamı, bireyin bu ilişkideki konumuna cevaplar veriyor. Bu yönüyle metin, edebi bir deneyimden ziyade, kültürel bir belge niteliğinde. Bir vezneden sobaya ilerleyen bir yolculuk.
"Ebu Salim'in evinin kapısı çalınır. Gidip mescidin kapısını söker. Niçin böyle yaptığı sorulunca, 'Çünkü bunun sahibi kapımı kimin söktüğünü biliyor!' der."
Ahmak ve Dalgınlar, ilk bakışta sadece insanlarla alay eden bir kitap gibi görünebilir. Ancak kitabı okudukça bunun bir mizah kitabından çok, insan zaaflarını teşhis etmeye çalışan bir gözlem kitabı olduğu anlaşılıyor. İbnü'l-Cevzî, günlük hayatta karşılaştığı olaylardan, duyduğu hikâyelerden ve tarihî anekdotlardan hareketle ahmaklık, dalgınlık, düşüncesizlik ve bilgi eksikliği gibi kusurları örneklerle anlatıyor. Kitap 1201 yılında yazılmış. Günün mizahı nasıldı bilemiyorum ama kitabın adındaki inceliği hissedemedim. Tekrar gibi görünen hikâyeler bulunduğu gibi "Bu olaydaki mizah ne ki?" dediğim çok fazla hikâye vardı. Aynı kategoride değerlendirilmese de Plutarkhos'un "Gevezeler ve Meraklılar" kitabı çok daha iyi bir kitap.
Ahmak ve Dalgınlar, insanın en eski kusurlarından bazılarının aslında hiç değişmediğini gösteren bir eser.