"Kusur benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı."
“Sevilmemek, ölüm kadar korkunç gibiydi.”
"Kin şeytanın kahkahasıdır."
“Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.”
“Ne var ki her şeyi bilmek için, belki de hiçbir şey bilmemek gerektiğinden, ademoğullarından bazıları bildikleri her şeyi unutmaya hayatlarını adadı. çünkü onlara göre, ancak hiçbir şey bilmeyen bir masum gördüğü anda o'nu tanıyabilirdi.”
Selamünaleyküm
Puslu Kıtalar Atlası’ndan sonra hızımı alamayıp hemen başladığım “Suskunlar” ile geldim bugün.
Bir büyük masalın içinde onlarca küçük masalın olduğu, kurgunun içine mizahi öğelerin ustalıkla yerleştirildiği çok keyifli bir okuma süreciydi yine benim için.
Roman; Yegah, Dugah ve Segah olmak üzere üç musiki makamının adını alan bölümlerden oluşuyor.
Konstantiniyye sokaklarında dolaşırken kendimi arada bir musiki hocasından ders alıyormuş gibi hissettiğim, yazarın çok başarılı betimlemeleriyle kitabı kapatıp altı parmaklı cücenin parmağından çıkardığı silahı hayal etmeye çalıştığım, Eflatun’un muhteşem ney çalışını kalben hissettiğimi sandığım keyifli bir yolculuğun sonuna geldiğim için buruk böyle güzel bir kitapla tanıştığım için mutluyum.
İhsan Oktay Anar’ın tüm kitaplarını okumaya karar verdiğimi daha önce söylemiştim, diğer kitaplarını da okumak ve sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.