Hiçbir zaman sana ait olmaz, hiçbir yer senin olmaz. Aradığın şey seni aramaz, rüyanda gördüğün rüyasında seni görmez. Başka bir yerde ve başka bir zamanda sana ait bir şeyin olduğunu bilirsin, bu yüzden de geçmişe ait odalar ve günlerden geçip durursun. Ama doğru yerdeysen zaman farklı olur. Doğru
zamandaysan yer farklı olur.
Tedavisi yok.
İnsanın aniden yaşlandığı veya bunu aniden öğrendiği bir an vardır. Muhtemelen böyle anlarda panik içinde uzaklarda yok olan geçmişin son vagonun ardından koşarsın.
Hayat (ve zaman )nasıl bir soygundur ha? Nasıl bir haydut… Uysal bir kervana pusu kurup saldıran en kötü eşkiyalardan bile daha kötü. Bu haydutlar sadece kesenle ve gizli altınlarınla ilgilenir onları sakince itiraz etmeden teslim edersen kalanı sana bırakırlar-hayatı, hafızayı, kalbi, malum organı. Ama bu soyguncu, hayat veya zaman gelip her şeyi alır hafızayı, kalbi, duyma yetisini, malum organı. Seçmez bile eline ne geçerse. Bu yetmiyormuş gibi bir de dalga geçer ne yapıp eder göğüslerini sarkıttır poponu eritir sırtını büker saçlarını seyreltir beyazlatır, kulaklarının içine kıllar eker bedeninin üzerine benler ellerinin üzerine ve yüzüne yaşlılık benekleri saçar, tüm kelimelerini caldigi için aptallaşmış ve hafızadan yoksun halde saçmalamanı veya susmanı sağlar. Bu pislik hayat zaman veya yaşlılık fark etmez hepsi aynı çete, aynı tayfa. Başlangıçta en azından kibar olmaya çalışır, ölçüyle fark ettirmeden usta bir yankesici gibi çalar, ufak tefek şeyler düğme, çorap yukarıda solda hafif bir batma gözlerde iki derece, albümünden üç resim, yüzler, adı neydi…