Aşağılanmış ve düş kurmayı seven bu kadın”ın gururu öyle boyutlardaydı ki evlenmeyi kabul edip itibarlı bir hayat sürmektense, bütün nefretini dile getirerek kendisini reddetme zevkini elde etmek onun için daha önemliydi.
“...Geceleyin ormanda haydutların öldürdüğü adam, son ana kadar kurtarılmayı ümit eder, son ana dek bu umutla yaşar. Boğazı kesilmiş olsa da adamın kurtulmak için çabaladığı, hâlâ kurtulacağına inandığına dair misaller vardır. Giyotin, ölmeyi en az on kat kolaylaştıran o son umudu ortadan kaldırır. Öldürmek için kesin bir karar verilmiştir, bu kararın mutlaka uygulanacağını bilmek dünyadaki acıların en büyüğüdür. Bir askeri, savaş alanında namlunun karşısına dikin ve ateş edin; asker yine de umudunu kaybetmez. Ama aynı askere mutlaka öldürüleceğine dair karar metnini okuyun, aklını yitirir ya da hüngür hüngür ağlar. Mutlaka. Buna, çıldırmadan katlanabilecek bir insanoğlu var mıdır? Belki dünya yüzünde, kendisine idam kararı okunduktan ve acısıyla baş başa bırakıldıktan sonra, ‘Git, seni bağışladık!’ denen biri vardır. Varsa bu adamın sözlerini duymak lazım. Bu işkenceden ve acıdan İsa bile söz etmiştir. Hayır, insanlara böyle davranılmasına izin verilmemelidir!”