Hıçkırıklara boğulmadan akıtıyordu gözyaşlarını. Ağlayan o değildi. Bir parçasının, ona yabancılaşmış bir parçasının, gözyaşlarını akıtmasına izin vermişti. Ama kendisinin buna hakkı yoktu. Yüreği kabarıyordu utançtan. Hayata karşı kusur işlemişti.
Kısacası, kimsenin özel bir ilgi göstermemesini, hatta soğuk davranılmasını yeğlerdi. Kibarlık karşısında ne yapacağını bilemiyordu. Üstelik bu kibarlık içine dokundukça, yüreğini minnettarlıkla sıkıştırdıkça nasıl davranacağını büsbütün şaşırıyordu.
Dünyanın tüm gerçekliğini oluşturan asıl yıkım, sevdiklerimizin kaçınılmaz ölümüdür. Olup bitenin gerçekdışılığını öne sürecek kişiye, yas tutmanın gerçekliğini hatırlatmak yeter.