Demek ki bu evrende her şey bir şarapnel. Ve genişlemekte olan, aslında bir şarapnel bulutu. Bu yüzden gökadalar ve her şey birbirinden uzaklaşıyor. Bu yüzden evren aynı anda her yöne şiddetle ilerliyor. Er ya da geç bir şeylere, bir yerlere çarpmak için. Er ya da geç yok etmek ve yok olmak için. Demek ki Samanyolu ve içindeki güneş ve etrafındaki dünya ve üzerindeki insan ve aklındaki her şey bir şarapnel. Düşüncesi, inancı, duygusu, icadı, hepsi. Demek ki insan insana saplanmak için var.
Eğer bir alkoliğin günün o ilk yudumunu arzuladığı kadar yaşamı arzulamıyorsan, bil ki hayatta olmayı hak etmiyorsun! Üstelik bir alkolik daha o ilk yudumda hatırlar alkole bağımlı olduğunu.O an anlar, içkisiz yaşayamayacağını.Ama insan o kadar aptal bir hayvan ki hayata bağımlı olduğunu ancak ömrünün sonunda anlıyor. Hatta son nefesinde. Alkoliğin daha ilk yudumda anladığını ayık olan ancak son nefesinde fark ediyor. Sonra da ağlaya ağlaya, pişmanlık içinde geberip gidiyor.
Kalp atışlarım beni sağır ediyordu. Ben fazlaydım, dünya fazlaydı. "Geçecek, sakin ol!" diyordum kendime. Çünkü hep böyle olurdu. O ağrı, o garip duygu ve o sorular bir apandisit patlaması gibi ansızın gelir ve hafif bir kalp krizi gibi yavaşça geçip giderdi. Hayatım boyunca defalarca yaşamıştım bu nöbetleri. Ne bir ilacı vardı ne bir tedavisi. Sırf var olduğu için şiddetle utanan birini iyileştirecek hiçbir şey yoktu bu dünyada.