Kafamın içindeki çelişkileri anlamlandırmaya çalışırken bu kitaba denk gelmeyi yine bir nasip sayarak, minik bir ipucuyla giriş yapmış olayım.
Hayatımızı bilinçli veya değil, şekillendiren olgular, fikirler, çatalı kaşığı tutuşumuzdan, ahlak hakkındaki görüşümüze kadar, yaşayışımızın görünen ve görünmeyen yüzüne tecelli eden zihniyetimizden ibaret diyerek başlıyor bu kitabın yolculuğuna yazarımız. Yumurtayı sivri veya yassı ucundan, neresinden kırarsak kıralım, zihniyeti başından da tutsak, sonunda meydana getirmiş olduğu davranış kalıplarından da, ikisi de eninde sonunda birbirine ulaşacak, ikisi de sonuçta yumurtanın kırılması ile sonuçlanacak. Bizlere masumane görünen tek bir baş sallama hareketinin bile altında onu o sonuca götüren bir fikriyat varken, 'geri kalmış' ülkelerin, özellikle de bizi ilgilendiren kısım olan 'Müslüman' ülkelerin, bu olguyu gözetmeden, kendi geri kalmışlığını Batı'nın kendi iç sıkıntılarına sunduğu çözümlerle gidermeye çalışmasıyla birlikte, kafası karışmış topluluklar haline geldik. Ne bizi büyüten, içine doğduğumuz Müslüman kültüründen tamamen vazgeçesimiz var, ne de bize ait olmayan, bizim kendi sorunlarımıza uygun olmadığı için bunlara çözüm de olamayacak olan Batı kültürünü tamamen benimseyebiliyoruz. Ki zaten yapılması gereken bu da değil, her toplumun kendi biricikliği içinde sorunlarının ve bunlara sunabileceği çözümlerinin doğal olarak özgün olması gerektiği ortada. Bizler yüzümüzü kendimize dönme cesareti göstermedikçe de ne sorunumuzu ne de buna gereken, uygun olan çözümümüzü bulamayacağız, hazır yaşanmışlıkları mağazadan satın alıp uymayan bedenlerimize zorla giydirmeye çalışmaya ve yakıştı sanmaya devam edeceğiz, yakışması bir yana halen çıplağız üşümeye de devam ediyoruz.
Tanzimat döneminden beri süregelen bu çarpık