Her kim ki varlığının mevcut hayatıyla sınırlı olduğunu tasavvur eder o kendisinin canlı bir hiç olduğunu düşünür; otuz yıl önce hiçti, bir otuz yıl sonra yine bir hiç olacak.
Yaşamak ağır ağır yaşlanmak demektir. Fakat bir yumağa bir ipliğin sarılışı gibi bu da sürekli bir sarılıştır, zira kendi geçmişimiz bizi takip etmekte, yolu üzerinde derleyip toparladığı şimdiyle sürekli olarak daha da büyümektedir; şuur ise hafıza demektir.
Karanlıktan şikâyet eder, bir bütün olarak varoluşun anlamını, fakat özellikle de bizimle bütün arasındaki münasebeti anlamadan ömrümüzü tükettiğimizden yakınırız.
Her şeyin temel karakteri gelip geçici tabiatıdır. Tabiatta madenden canlı varlığa kadar her şeyin kısmen kendi mevcudiyetiyle, kısmen başka bir şeyle çatışmayla aşınıp tükendiğini görüyoruz.