Böylece, ben hâlâ imparatordum ve kişisel hayatıma güvenli ve hızlı bir dönüş yapma hayallerim paramparça olmuştu. Augustus'un zaman zaman yaptığı Cumhuriyet'i geri getirme konuşmalarında samimi olduğunu, hatta amcam Tiberius'un iktidarı bırakmaktan söz etmesinin sandığım kadar sahte olmadığını söylemeye başladım kendime. Evet, sıradan yurttaş için, fanatik Cumhuriyet ağzıyla, "Ne yani! Sakin bir zamanda iktidarı Senato'ya devretmek çok mu zor?" diye homurdanmak kolaydı. İşin zorluğu, ancak o sıradan yurttaşın kendisi imparator olursa anlaşılabilirdi. Zorluk, "sakin bir zaman" sözündeydi: Sakin bir zaman yoktu. Ortamda her zaman huzur bozucu unsurlar mevcuttu. Tüm içtenliğinizle, "Belki altı ay sonra, belki bir yıl sonra," diyebilirdiniz. Ama altı ay sonra, bir yıl sonra, hatta ortamdaki huzur bozucu unsurlarından bazıları başarıyla bertaraf edilse bile, onların yerini alacak sorunlar baş gösterecekti. Tiberius ve Caligula'nın geride bıraktığı karışıklık temizlenince ve ben, Senato'ya, sorumlu bir yasama organı gibi davranarak özsaygısını yeniden kazandırınca -özsaygı olmadan özgürlük olmaz- iktidarı devretmeye kararlıydım. Ama Senatörlük Sınıfı'na ancak hak ettiği kadar saygı gösterebilirdim. Var olanın en iyilerini sokmuştum Senato'ya; ne var ki, imparatorun keyfine boyun eğme geleneğini kırmak çok zordu. Benim yumuşak mizacımdan şüpheleniyor ve onlara doğal bir nezaketle davrandığımda, ellerinin ardından terbiyesizce birbirleriyle fısıldaşıyorlardı. Ve sonra, bazen olduğu gibi, sabrım taşıp öfkelenince, hoşgörülü bir öğretmenin tahammül sınırlarını zorlamış okul çocukları gibi, suspus olup titremeye başlıyorlardı. Hayır, henüz işi bırakamazdım. Monarşi karşıtı başarısız bir isyanın liderlerini öldürtmek zorunda kaldığım için teoride, kendimden utanıyordum; ama
Sayfa 249·Kitabı okudu
"Peki, bana geçen gün Aşk Tapınağının Üç Temel Direği hakkında ne demiştin?" "Gerçek Aşk Tapınağının temellerinin sevecenlik, dürüstlük ve anlayış olduğunu söylemiştim. Daha doğrusu, bunu diyen filozof Mnasalcus'tan alıntı yapmıştım."
Sayfa 216·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Atasözünü bilirsiniz: Kimse 'Kokmuş Balık' diye bağırmaz. O atasözü Caligula'nın gününde geçersiz olmuştu. Sepetinde balık olan hiçbir aklı başında adam, Caligula kıskanır veya göz koyar korkusuyla, kokmuş balık diye bağırmaktan başka şey yapamazdı. Valerius Asiaticus zenginliğini sakladı; Tiberius Claudius zekasını sakladı. Benim, zorbalıktan nefretim dışında saklayacak bir şeyim yoktu; dolayısıyla eylem zamanı gelene kadar onu sakladım. Evet. Hepimiz 'Kokmuş Balık' diye bağırıyorduk.
Sayfa 237·Kitabı okudu
Yaşayan bir köpek, ölü bir aslandan daha değerlidir.
Sayfa 235·Kitabı okudu
"(...) Birayı iç, Gwa-Gwa Baba ve biz çocuklarına su gönder, yoksa öleceğiz!" Bira güçlü bir idrar sökücüdür; bu göçerler de, yağmur yağdığında Jüpiter'in işediğine inanan eski Yunanlarla aynı teolojik inancı paylaşıyorlardı. Öyle ki, Gökyüzü ile lazımlık için aynı sözcük (sadece eril-dişil farkıyla) Yunancada hâlâ kullanılır. Göçerler, Tanrılarına bira sunarak onu yağmur şeklinde işemeye davet ediyorlardı.
Sayfa 214·Kitabı okudu
"(...) Üstelik fevkalade bir cerrah. Vücuttaki her sinirin, kemiğin, kasın, kirişin yerini biliyor. Anatomi bilgisini ağabeyinden öğrendiğini söyledi." "Germanicus'un anatomiyle ilgisi yoktu ki." "Yoktu, ama çok Germen öldürdü. Ksenophon savaş meydanında edindi bilgisini; Germanicus malzemeyi sağladı. Bir cerrah İtalya veya Yunanistan'da anatomi öğrenemez. Ya cesetlerin kesilmesine aldırış edilmeyen İskenderiye'ye gidecek ya da muzaffer bir ordunun peşine düşecek."
Sayfa 190·Kitabı okudu